Oblomov
İlya İlyiç Oblomov, nickname seçimleri üzerinden de bakılınca edebiyat tarihinin en çok yanlış anlaşılan karakterlerinden biri gibi. Çünkü Onun adı, zamanla bir ruh hâlinin değil, bir bahanenin adı hâline gelmiştir. “Ben de Oblomov’um” cümlesi, bugün çoğu zaman bir itiraf değil; bir kaçış biçimi olarak ortaya koyulur. Oysa Gonçarov’un Oblomov romanında yaptığı şey, tembelliği anlatmak değil; hareketsizliğin politik, tarihsel ve varoluşsal kökenlerini açığa çıkarmaktır.
Oblomov tembel değildir. Oblomovluk da tembellik değildir. Bu ayrımı yapmadan romanı okumak, metnin merkezini kaçırmak anlamına gelir. (Ki önsöz de bunu çok net ortaya koyar)
Tembellik mi, Felç mi?
Tembellik, yapmamayı seçmektir. Oblomovluk ise yapamamaktır. Oblomov, eylemsizliğinin farkındadır; içten içe bunun bir eksiklik olduğunu bilir. Bu yüzden huzurlu ya da rahat değildir. Onun durumu keyifli bir boşvermişlik değil, donmuş bir bekleyiştir. Oblomov’un yatağı yalnızca bir eşya değil, hayata katılamamanın simgesidir. Aristokrasinin nasıl çürümüş bir halde olduğunu gösterir. Fikirsel, düşünsel manada yoğunluğu yüksek olsa da eylemsizlik bir tembellik değil daha çok donmuşluktur.
Bu hareketsizlik bireysel bir kusur gibi okunamaz. Gonçarov, Oblomov’un kişiliğinde bir sınıfın ve bir dönemin ruh hâlini resmeder. Oblomov’un felci, serfliğin aristokrasiye bıraktığı bir mirastır.
Serflik yalnızca köylüyü köleleştirmez; efendiyi de çürütür. Başkalarının emeğiyle ayakta duran bir sınıf, zamanla kendi yaşama reflekslerini kaybeder. Köylü çalışarak tükenirken, efendi çalışmayarak hayattan çekilir. Oblomov’un yapamama hâli, bu tarihsel düzenin içselleştirilmiş sonucudur.
Bu yüzden Oblomov apolitik bir roman değildir. Aksine, serfliğin kaldırılmasına giden sürecin zihinsel artçı sarsıntılarını