"Uygarlığın en erken evresinde olsa bile, her türlü sosyal yaşam belli sınırlar çizilmesini zorunlu kılar ve her birey, bazı eylemlerin ya da olguların yasak olduğunu kabul etmek zorundadır. Haklar, örfler, adetler ve ortak anlaşmalar devreye giriyor, her bir suç için bir ceza verilmesi talep ediliyor. Ama yasaklanan olguların bilgisi ve cezaya karşı duyulan o korkular kısa süre içinde bilinçaltına doğru kayıyor ve o ana kadar hayvan yaradılışındaki gibi belirsiz sınırları olan beyninde 'üst benlik' adında yeni bir bölüm oluşturuyor. Adeta bir sinyal cihazına benzeyen bu üst benlik, geleneklerin çizdiği sınırları aşmaması ve ceza almaması için bireyi zamanında uyarıyor. Bu üst benliğin, yani vicdanın oluşmasıyla, uygarlıkla birlikte din fikri de baş gösteriyor. Çünkü varlığın henüz aydınlanmamış temel korkusu, doğanın insani arzu dürtüsüne karşılık çizdiği donduran soğuklar, amansız hastalıklar ve ölüm gibi tüm sınırların aslında görünmez bir düşman tarafından gönderildiğini varsayıyor."