Anam, babam!
Ben senden çok farklıyım. Sen ve senin gibilerinin inandığı ilâh, öyle bir ilâhtır ki, senin sorumluluklarını, iradeni, İnsanî görevlerini bu dünyada halka karşı kefil eder. Ve sen adaklar, yalvarma ve dalkavukluklar sayesinde o ilâh nezdinde kendini her cürüm ve cinayetten temize çıkarırsın! Bu tavır ve inanışını tıpkı toplumsal yaşamındaki yansıyış ve alışkanlıklarındır. Sen toplumsal yaşamında da hokkabaz ve kartvizitçisin. Bir mahiyet ve iltimas yasası oluşmuş, adaletten sana tek hukuk ve tek yasal anlayış ulaşmıştır. Onu görüyorsun, bunu kabul ediyorsun, ilişki kuruyorsun, telefon ediyorsun; şuna rüşvet veriyorsun, buna para dağıtıyorsun, aracı buluyorsun! İşte dinin de bu işlerinin benzeridir. Senin sosyal hayatının özeti şudur: Partiler, parapul, hile ve düzenlerle, nüfuz sahibi insanlar ve dostların, aşiret ve akrabaların, özel dost ve arkadaşların aracılığıyla bay vali veya yargıca ulaşıyorsun. Torpille, rüşvetle, yaptığın kirli işlerden, halkın hak ve malını yemekten, yasaları bozan davranış ve ihanetlerinden ötürü yasalara hesap vermekten kurtuluyor ve yasaları işlemez hale getiriyorsun.
Senin inandığın kaza ve kader diyor ki:
Her olan iş, her işin yapıcısı, vurulan her tokat, yenen her lokma, yağmalanan her servet, bireyin tüm yaptığı, halkların çektiği her zulüm; yani herşey ben ve senden önce yazılmış ve değişmezdir. Öyleyse cani cinayet işlememezlik edemez! Maktul, kurban edilmeye karşı çıkamaz! Temiz olan kimse, günah işleyemez! Yani, olmuş ve olacak herşey, ne senin ne de benim elimde ve irademizdedir. Öyleyse ne cani suçludur, ne yoksullukla cinayeti kabullenmek kusurdur. Ne yağmalayan suçlu, ne de yağmalanan mazlum! Bir katliamda ne kan emenler suçlu, ne de kanı dökülenler haklı! Herşey cebrî (determine), kesin ve değişmez. Ne senin iraden, ne benim iradem, ne senin ve ne de benim sorumluluğum, ne cani olmayı ne de kurban olmayı seçme yetisini bize verir. Zalim ya da mazlum olmak yazgısı önceden sabittir. Ve biz önümüzdekini icra etme memuruyuz; önceden yazılanı icra etmek ve görmek zorundayız. Ben İnsanî sorumluluğun gömülü olduğu bu cebrî çerçeveden kendimi kurtardım. Veya inançsızlık, başıboşluk ve nihilizmin peşinden gittim. Herkesin yaptığı herşeyi Allah istemiş ve Allah yapmış diyorsun. Eğer İlâhî cebir doğruysa ahlâkî ve hukukî kurallar anlamsızdır. Eğer her şey cebirse herkes hiçtir!