Aile üyeleri mutsuz yaşamlar sürerken ve oldukça zor kaderlerinden muzdaripken, onları reddetmek, onları sevip acılarını paylaşmaktan daha kolaydır. Öfke duymak, üzüntü hissetmekten daha kolay bir duygudur.
Ebeveynlerin acısını paylaşan çocuklar bunu bilinçsizce, farkında olmadan yaparlar. Ebeveynlerini kurtarmak gibi körü körüne bir hayalleri vardır. İçgüdüsel olarak sadık olan çocuklar genellikle ebeveynlerinin acılarını tekrar ederler ve yaşadıkları talihsizlikleri yeniden yaşarlar. Hellinger’in sadakat bağı olarak belirttiği bu bağ sonra gelen bir kaç nesle taşınabilir ve aile mirasını mutsuzluk bağına çevirebilir.
Geleneksel konuşma terapisi, çektiğimiz acının ana nedeni olarak anne-babalarımızı görüp onları suçlamaya odaklanır. Tıpkı durmadan aynı labirentte gezinen fareler gibi, birçok insan anne-babalarının onları nasıl hayal kırıklığına uğrattıkları ve hayatlarını perişan ettiklerine dair eski hikayeleri tekrar tekrar ele alarak onlarca yıllarını harcarlar.
Hayatımızı tam olarak planladığımız gibi yaşayabileceğimize inanarak kendimizi kandırırız. Çok sıklıkla, niyetlerimiz eylemlerimizden farklılaşır. Sağlığımızın iyi olmasını arzu edebiliriz fakat fazla abur cubur yeriz veya egzersiz yapmamak İçin bahaneler buluruz....
En kötü tarafı ise bizi geri tutan şey genellikle bize görünmezdir ve bizi hayal kırıklığı ve karmaşa içinde tutar.
Halen atalarımızdan birinin tamamlanmamış işinin bizim içimizde nasıl kökleştiği konusunda tam olarak emin olmamamıza rağmen, böyle bir bağlantı bilinçli yapıldığında bir iç rahatlaması getiriyor gibi görünmektedir.