MEM ARYAN

Toplumsal onur ve haysiyet ölçülerini yitirmiş bir toplum edebi olamayacağı gibi, her türlü köleliğin girdabında sürüklenmekten de kurtulamaz.
Reklam
Düşürülmüş bir toplumun kusurlarından edeb doğmaz.
Eski Türk romanlarında Kürt ya ağa ya da maraba tiplemeleriyle yer edinir. Sinemada da hakeza. Bu romanları okuyunca sanırsınız Kürdistan'da ağalardan geçilmiyor! Oysa en büyük ağalar bu devletin en tepesinde yer alanlardır. Kürdistan'da hiçbir ağanın ne toprağı ne de mal varlığı Atatürk'ünkinin çeyreği kadar bile olmamıştır. Atatürk'ün 15.472 hektarlık ekili arazisi vardır. 18.541 hektar normal arazi, iki yoğurt fabrikası, elli civarı birahanesi, onlarca hektar üzüm bağları, bir şaraphanesi vardır. Atatürk'ün serveti bunlarla da sınırlı değildir. Lokantalar, kumarhaneler, gece kulüpleri, yığınla mekân, işletme onun adına kayıtlıdır. Kürdistan'daki eski "ağalar" bile Türk ağaları yanında yoksul kalır!
Frantz Fanon’un “Siyah Deri, Beyaz Maske”adlı kitabında bir Cezayirlinin Fransız’a kendini kabul ettirmek,beğendirmek için odasına kapanıp saatlerce yüksek sesle kitap okuyup, düzgün bir diksiyon kazanmak için bitmez-tükenmez uğraşlar veren Cezayirli zencinin öyküsü; düzgün Türkçe konuşunca, egemen cenahtan gelen “Hiç Kürtlere benzemiyorsun.” aşağılanmasını bir iltifat gibi boynuna asan Kürdün durumuna benzer.
Kendi düşünce kaynaklarını geliştirmeyen toplumlar başkalarının ezberlerine mahkum olur.
Reklam