Mazrim Taim

Mazrim Taim
@MHael
Life before death. Strength before weakness. Journey before destination.
7 okur puanı
Ekim 2015 tarihinde katıldı
Anne ağlamıyor, ama o kadar kederli, o kadar zavallı ki. Belki omuzlarından bir yük eksildiği için rahatlamış olabilirler; ama iki cocukları daha var, daha meme çağında bir cocuklar altısına basmak üzere olan bir küçük kız. Bir çocuğun acı çektiğini görmek, hem de öz çocuğunun acı cektiğini görmek ama yardım edememek ne kadar tatsız bir durum! Baba eski püskü, yamalı ceket giymiş, kırık bir sandalyede oturuyor. Gözyaşları boşanıyor gözlerinden, belki de üzüntüsünden değil, alışkanlıktan gözleri dolduğu için ağlıyor. Çok acayip biri! Onunla konuşurken kıpkırmızı oluyor, ne söyleyeceğini, nasıl yanıt vereceğini bilemiyor. Küçük kız da tabuta yaslanmış duruyor, perişan, sıkıntılı, dalgın bir halde! Bir çocuğun dalgın dalgın düsünmesinden hoşlanmıyorum Varenka, canım; seyretmesi hoş değil! Yanında, yerde bir paçavra kukla duruyor-onunla oynamıyor; dudaklarına götürdüğü parmak titriyor; öylece duruyor- kıpırdamıyor. Ev sahibesi bir şeker verdi; cocuk aldı; ama yemedi. Kederli, değil mi, Varenka ?
Reklam
'Yaşamakla ilgileniyorum. Sadece hayatta kalmak değil, Galladon, yaşam. Bu insanlar vazgeçtikleri için ölü, kalpleri atmadığı için değil. Ben bunu değiştireceğim.'
Ve seslendi İluvatar Ulmo'ya ve dedi," Görmez misin, zamanın derinliklerindeki bu küçük diyarda nasıl da saldırdı Melkor sana ait olana. Ona ölçüsüz olan soğuğu anımsattı ve lakin dokunmadı güzelliğine senin pınarlarının veyahut berrak havuzlarının. Kara bak ve buzun ustaca işine! Hadsız hudutsuz kullandı Melkor harı ve ateşi, lakin ne kuruttu sendeki arzuyu ne de susturdu denizin müziğini tamamıyla.Bir de şu yükseklere, bulutların ihtişamına bak ve her an değişen sislere ve dinle Yeryüzüne dökülüşünü yağmurun. Ve bulutlarda senin sanatın, en yakın düşüyor dostun Manve'ye, ki en sevdiğindir senin."
"... Çoğunluk genç insanlardı ve bir sorumlu yoktu aralarında. Birkaç saat sonra iki kadın arasında tartışma çıktı. Çizgi romanları paketliyorduk ve masanın öbür yanında bir şeyler ters gitmişti. Kadınlar giderek hiddetleniyorlardı. "Bakın," dedim, " okumaya bile değmeyen kitaplar için tartışıyorsunuz." "Öyle mi?" dedi kadınlardan biri, " bu işi kendine yakıştıramadığını biliyoruz." "Yakıştıramamak mı ?" "Tavrın öyle. Fark etmedik mi sanıyorsun?" İşi yapmanın yeterli olmadığını, ilgili, hatta tutkulu olman gerektiğini ilk kez o anda anlamıştım.