Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Varlıklı bir aileden gelen Dorian Gray ressam Basil Hallward’ın ilham kaynağı olarak onun sanat potansiyelini ortaya çıkarmasına vesile olur.
Dorian’ın boy portresini gören Basil’in arkadaşı Lord Henry de modelin gençlik ve güzelliğinden etkilenerek onla tanışmak ister. Yaşam felsefesini bireysellik, fiziksel haz ve hedonizm üzerine oturtan Henry’in bu felsefesini onaylamayan Basil onu Dorian’la tanıştırmak istemese de bu tanışmanın önüne geçemez.
Henry ile yaptığı sohbetlerle kendi gençlik ve saf güzelliğini keşfeden Dorian, Lord Henry’nin etkisi altında kalır; Henry’nin sözleri Dorian’ın “gönlünün daha önce dokunulmamış tellerini titretir” adeta. Oysa daha ilk tanışmalarındaki sohbet sırasında Lord Henry açık açık söylemiştir: “Bir insanı etkilemek ona kendi ruhunu vermektir. Etkilenen kişi artık kendi fikileriyle düşünemez, kendi tutkularıyla yanıp tutulamaz hale gelir. Sahip olduğu erdemler bile gerçek değildir artık.”
Lord Henry’nin sihirli etkisi ile Dorian, gençlik ve güzellik uğruna her şeyin feda edilebileceği düşünür; gençlik ve güzelliği karşısında tüm gözalıcı renkleriyle yaşamın önüne serileceğine inanır ve bu iki unsuru somutlaştıran Basil’in muhteşem tablosu karşısında şöyle der: “Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!”. Bu dileği kabul olur Dorian’ın; korkunç bir değişime uğrar, fiziksel olarak çirkinleşmese de ruhunun zindanlarında tutsak ve gizli kalmış ne tür kötülük varsa açığa çıkarır ve bu çirkinlikler Dorian’ın karşılığında ruhunu bile satmayı göze aldığı portresine günbegün
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202399,2bin okunma
Balina yağının temel aydınlatma ve eczacılık malzemesi olduğu dönemde Amerikalı ve Avrupalı denizciler arasında balina avcılığı yaygınlık kazanmıştır.
İhtiyar Amerikalı Kaptan Ahad, böyle bir deniz seferinde dev balina Moby Dick ile karşılaşmış, Moby Dick Ahad’ın bir bacağını koparmıştır. Sadece bacağı değildir Kaptan Ahad’ın Moby Dick’e kaptırdığı, ruhunu da kaptırmıştır bu balinaya. Adeta bitmez bir cinnet halinde yaşayan Kaptan Ahad’ın tek hedefi ölümüne savaşarak Moby Dick’ten intikamını almak olmuştur, onu tek bacağıyla ayakta tutan tek şey bu kindir. Ancak bizzat kendisinin söylediği gibi “savaş acılara götürür insanı; kin de mutsuzluğa.” Farkındadır içinde bulunduğu delilik halinin Ahad, ancak öyle bir iradesi ve etkisi vardır ki mürettabattan hiç kimse karşı koyamaz ona, ikinci kaptan Starbuck hariç. Kendisine kafa tutmasına rağmen insanlığını yitirmediği için Kaptan Starbuck’a minnet duyar adeta Kaptan Ahad ve şöyle seslenir ona: “Yaklaş! Yanıma gel, Starbuck. Bir insan gözüne baksın gözlerim. Denizi, gökleri seyretmekten daha güzel, Tanrıyı görmekten daha güzel, bir insan gözüne bakmak. Yeşil topraklara yemin! Pırıl pırıl ocak başlarına yemin! Büyülü bir aynadır insan gözleri. Karımı görüyorum, çocuğumu görüyorum senin gözlerinin içinde. Hayır, hayır, sen benimle gelme, sen hep gemide kal! Gemide kal! Lanetli Ahab, Moby Dick’in ardına düştüğü zaman, indirme sandalını denize. Sen uzak dur tehlikeden. Hayır, hayır, sen gelme! Gözünde gördüğüm ocak başı, dursun yerli yerinde!”
Uzun deniz seferi sonunda karşılaşır Kaptan Ahad Moby Dick ile ve kaçınılmaz son vuku bulur.
Tabir caizse “tuğla gibi” büyük olan bu eser adeta bir destansı şiir. Melville sadece bir edebi eser ortaya çıkarmakla kalmamış; okuyucuya temelde denizcilik olmak üzere zooloji, felsefe ve dini
Moby DickHerman Melville · Yapı Kredi Yayınları · 20217,3bin okunma