Hemen hepimiz Rusya'ya olan Batı karşıtlığının, onların komünizm düş manı oluşundan ileri geldiğini sanırız. Bizler de komünizm denen şeyi çok kötü bir şey saydığımız cihetle, ulusal çıkarlarımıza aykırı da olsa, bu inanç dolayısiyle Batı uyduluğuna can atarız; bu uğurda topraklarımızı yabancı üs tarlası haline getirmekte milliyetçiliğe aykırı bir sakınca görmeyiz. Tersine böyle bir durumu perdelemek için milliyetçilik taslar, başvurmadık de magoji bırakmayız. Ne var ki Batı'nın Rusya karşıtlığı ne yeni bir şeydir, ne de komünizm yüzündendir.
18. yüzyıl sonlarında, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl içinde (önce Fransa, daha sonra İngiltere az sonra Almanya ve şimdi ABD) olmak üze re ve Rusya'da henüz komünizmin zerresi bile yokken Avrupa diplomasisinin en büyük derdi gene bu Rusya olmuştur ve her seferinde de bunun kazığını Türk ulusu yemiştir, her seferinde okkanın altında o kalmıştır. Buna karşılık, Rusya her seferinde daha da güçlenmiş, "Hasta Adam" diye dillere destan olan Osmanlı Devleti de her seferinde daha da çökmüştür. "Batı" dediğimiz dünya ise kaç kez Rusya'nın müttefiki olmuştur! Yeni bir şey değil; komünizm yüzünden de değil. Komünizm yüzünden olsaydı, İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler'e yardım ederek onu yok etmek dururken, neden Batı devletleri onun yardımına ve kurtarılmasına koştulardı? Neden bugün kapitalist ABD ve müttefikleri komünist Çin'le kucaklaşıyor? Neden, örneğin, Yugoslavya gibi komünist saydıkları bir rejimi hazmedebili yorlar? Demek ki Rusya ile olan çekişmenin bizim bilmediğimiz, düşünmediğimiz başka yanları var. Bunda, geniş ölçüde iç ve dış ekonomik siyasetlerin silah gücü ile başka uluslar üzerinde oynamanın büyük payı var.