Otantik geleneklerin hâkimiyet ve hayatiyet sahibi olduğu toplumlarda tragedya yoktur. İnsanın kendine bireysel kararları neticesinde açtığı ufukla, bu ufku sınırlayan "kader" arasındaki çatışma geleneksel toplumda yaşanmaz.
Modern toplumlar ise trajiktir. Yani modern toplumlar insanı önce yapabilirlik alanlarının nâmütenahi genişlikte olduğuna şartlayan bir kuruluştadır. Her insan elindekinin daha fazlasının kesbedilebileceği düşüncesiyle yetiştirilir. İnsan modern kafa yapısı içinde hürriyete itilir. Daha doğrusu hürriyetin esas olduğu, yapabilirlik sınırlarının zorlanmasının gerekli ve tabii olduğu âdeta bir toplumsal önyargı durumuna sokulmuştur. Bu duyguların vardığı nokta ise kaderle hesaplaşmaya ve onunla çatışmaya gider. Böyle bir çatışma da tabiatıyla insanın güvenlik alanını elinden alır. Çünkü iş olacağına varmamakta, o işi oldurması insandan beklenmektedir. Modern insan atılır, ama bu atılıma güç verecek dayanaklar elinde yoktur. Elinde bu dayanakların olmadığını modern insan her atılımda acı bir şekilde öğrenir.
Düşünen insanlar hayatın bir ekmek kavgası olduğuna inandıklarını ifade ettikleri için hayatın bir ziyafet olması gerektiği düşüncesini kimse önleyemedi.
Gelecek bir zaman diliminde ele geçecek muhtemel imkânlar uyarınca "Müslüman olacağımızı" düşünmüyorsak, Müslümanca düşünüp, Müslümanca davranmayı gelecek bir zaman dilimine bırakamayız.