Savaşçı, Tann'nın yalnızlıgı, başkalarıyla nasıl birlikte yaşayacağımızı bize öğretmek amacıyla kullandığını öğrenmiştir.
Gazabı, bize barışın sonsuz değerini göstermek amacıyla kullanır Tanrı. Can sıkıntısını, serüvenin ve içinden geleni yapmanın önemini vurgulamak amacıyla kullanır.
Tanrı sessizliği, sözcükleri sorumluluk duyarak kullanmayı bize ögretmek için kullanır. Yorgunluğu, uyanmanın değerini bilelim, diye kullanır. Sağlıklı olmanın nasıl bir lütuf olduğunu anlayalım, diye hastalıgı kullanır.
Tanrı bize suyun anlamını öğretmek amacıyla ateşi kullanır. Havanın değerini bilelim, diye toprağı kullanır. Hayatın önemini bize göstermek için de ölümü kullanır.
Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım der içinden.
Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır?
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
İnce ince süzülür yaşlar gözünden ; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli? Ve kadın ağlar, hem de çok !
Sanmayın ki gidene ağlar kadın !
Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın ; o yüzden ağlar.
Ama bilir misiniz , ağlamak kadınları olgunlaştırır.
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
Meğer başarılı bir yolda yürüdüğünü sandığı halde başarısızlığa doğru dörtnala koşuyormuş da haberi yokmuş. Gerçekten de öyleydi. ''Başkalarının gözünde iyi yaşıyor görünürken hayat ayaklarımın altından akıp gidiyormuş ... Şimdi de ölmeye hazırlan bakalım." Ama bunun anlamı ne? Neden böyle oluyor?
Olamaz, yaşam böylesine anlamsız, böylesine çirkin olamaz! Yaşam böylesine çirkin ve anlamsızsa, bu, ölmek için bir neden mi? ...