Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Benim de savunduğum gibi, eğer bir bitki veya bir hayvan olsaydik (yani düşünmeyen hayvan) her şey anlamlı olacaktı. Daha doğrusu bir anlam aramayacaktik. Böyle bir bilincimiz olmayacakti. Ölümlü olduğumuzun farkında olmayacaktik. Ancak farkindaligimiz var, bilincliyiz ve yaşamın ölüm karşısındaki aczi bizi mutlak anlamsizliga götürüyor. Bilim, felsefe, dinler vb bunların hiçbiri bizi mutlak doğruya mutlak anlama götürmuyor. Çünkü bunların hepsinde bir adım atabilmek için bunların içinden kendimize yaslanacak bir duvar inşa etmemiz lazım. Açıklamaya çalıştığımız şeyden kendimize karşılaştırma yapmak için bir duvar yapıyoruz. Sonra da bu duvara yaslanip açıklama yaptigimizi söylüyoruz. Ama duvarın ana malzemesini açıklamadık ki. Dolayısıyla hayatta açıklamaya yönelik her şey akla aykırı. Ve hayatın kendisi akla aykırı. İşte bunun bilincinde olan kişiye veya düşünceye Uyumsuz deniyor.
Peki çevremizdeki her şeyin ve en başta hayatımızın bir anlamı yok ise neden yaşıyoruz?
Camus'un fikirlerinden anladığım kadarıyla (ki anlaması zor) Tanrılar tarafından tepeye kaya çıkarıp indirmekle cezalandırılan (bunu sürekli yaptığınızı düşünün) Sisifos bize bu konuda yardımcı olabilir. Sisifos'un taşıdığı kaya bizim anlam arayışımız, çelişkilerle dolu, bir anda istemsiz şekilde içinde kendimizi bulduğumuz hayatımızdır. Çoğumuz Tanrı fikrine sarılıp taşıdığı taşın bile farkında olmadan hayatını sürdürürken kimimiz de Sisifos gibi başkaldırır ve başkaldırmasının neticesinde taşıdıği taşın farkına varır.
Açıkça söylemek gerekirse, tam net bir şekilde neden intihar etmiyoruz da yaşıyoruz sorusuna cevap bulamadım. (İntihar etmek gibi niyetim yok) Uyumsuz olmak biraz da budur belki de; esen rüzgarda sallanan bir yaprağın dinginliğine sahip olmak, Sisifos gibi tepeye tekrar düşecek bir