Hah, işte görüşebileceğiz, diye
heyecanlandım. Ve gelen kişiye:
– Hey Efendim, hoş geldiniz, dedim.
– Aa! Hoş gelemedim, dedi.
– Efendim, isminiz?
– Her dakika değişir.
– O halde kimsiniz efendim?
– Ben ne bileyim. Eğer bilsem burada aşçılık
yapar mıydım? dedi.
“Neden aşk var? Neden sefillik var? Neden
zevk var? Neden üzüntü var? Niçin, niçin?
Cevap yok, değil mi? On beş yaşında bir kız,
yirmi yaşında bir genç. Tamam, genç bu kızı
alsın, mutlu olsunlar. Ancak hayır. Oğlan attan
düşer, kız çıldırır. Niçin? Yine cevap yok. Şimdi
bu gariban niye yaşıyor? Benim hayatımda ne
zevk var? Hiç! Bu dünya böyleyken genç ölür,
kız çıldırır. Ben ve o gariban yaşar. Asıl ilginçlik
neresinde? Bunun niye böyle olduğunu bilen
yok, yok, yok!”