Uyanık insanları bekleyen tek ama tek bir görev vardı: kendini aramak, kendi içinde bir sağlamlığa kavuşmak, el yordamıyla kendine özgü yolda ilerlemek, yolun nereye çıkacağına aldırmamak.
Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. Bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz.
Ateşe bakın, bulutları seyredin; içinizde kimi sezgiler uyanıp ruhunuzdan kimi sesler yükselmeye başladığında, kendinizi bırakın onlara; böyle bir şey acaba öğretmeninizin ya da beybabanızın ya da aziz bir tanrının işine gelir mi, gelmez mi; onlar bunu hoş karşılar mı, karşılamaz mı diye düşünmeyin hiç! Çünkü insan kendini yiyip bitirir yoksa. Bu, insana soluğu kaldırımda aldırır, fosilleştirir onu.
Bir kimse bir şeye mutlaka gereksinim duyuyor ve o şeyi ele geçiriyorsa, bunu ona sağlayan rastlantı değildir; kendisi, kendi içindeki istek ve zorunluluk onu çekip ilgili nesneye götürmüştür.