Sosyoloji hiç bir şey değilse bile, ön kabullerimizin, sorgusuz inançlarımızın ya da 'anlam haritamızın' toplumsal ve tarihsel gerçekliklere denk düşüp düşmediğini irdeleyen, hatta sorgulayan bir disiplindir artık. İlahiyatçıların sosyoloji ve sosyolojik bakış açısından öğreneceği bir yığın ders vardır; o önce 'fildişi kuleler'den yaşanılan gerçekliğe bizi yönlendirecek oradan da 'sorgusuz yargıları' sorgulamaya götürecektir. Bu 'normatif bir tutum' değildir; olsa ne çıkar. Berger'in dediği gibi, bir sosyolog hem kendi bilim alanına, hem üyesi olduğu topluma hem de, eğer inanıyorsa, dinine sadık kalacak etkinlikte bulunabilir. Belki bunun vakti gelip geçmektedir bile. Sloganların başını alıp gittiği kendi toplumumuzda sosyoloji belki de 'put kırıcılık' işlevini yüklenmek zorundadır.