Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için - belki de bütün psikanalizi tersine çevirmek gerek; yaşamın saçmalığı rüyalarınkinden kat kat fazla, ve zamanın hızı, tehlike getiriyor, başka değil. Bunca ses arasında duyulan, bir tehlike sireninin sesi; şu, herkes için çalan... Bir yerden gelip bir yere gitmemek, asıl asılsızlık bu. Kendim hariç her şeye uzağım, ve çok kişiyi öldürdüm; kafam, cinayetlerle dolu.
Tüketmek gerek anlamları - ama üretmek ve tüketmek... Yok etmek - ama var edip sonra yok etmek... Güneşi suçluyorum -söndürmek gerek şu boş yangını.
Bana en uzak yerlerdeyim çoğu zaman -sonsuz yaşamın içindeki düzelmeyen kambur... Benim gökyüzüm delinmedi; delinen, anlar ve zihnimin saydamlığı.
En canınızdan bezip "Benden bu kadar," dediğiniz anlarda, bir oyunbozan çıkar ortaya. Kendinizi yok etmeyi, en azından yok saymayı düşündüğünüz bir anda, birisi bir kahve ısmarlayıverir; ve bir kahveye fit olup, yaşama devam etmeye karar verirsiniz. Değişen bir şey de yoktur tabii -ve bu kimse yeni biri de değildir. Bu, iyi niyetli olduğu sanılan, o anda yaptığının farkında olmayan insanlar yüzünden yüzlerce intihar önlenir; yüzlerce kopuk yaşam, çürük de olsa yaşamınızın rengine uymayan renkte iplikle dikilir. Önüne bakıp da renk farkını gören, daha fazla dayanamaz; ama nasılsa bu pek sık rastlanan bir şey değildir.
Yaşama hoyratça davranmaya alışkınım; çünkü bozuk para gibidir. Edepsizce değil ama, yine de harcamak gerekir; yoksa, tedavülden kalkabilir. Gerçi hiçbir zaman bu yaşadığım an kullanabileceğim param olmadı; ya zaman geçersizdi, ya param -belki de ben... (Aslında bunun yanıtını biliyorum.) Bu nedenle, sahip olduğum şeyleri parayla değil de, başka; bana ait olmayan bir zamandan çekip almışım gibi gelir. Sahip olduğuma, satın alabildiğime inandığım hiçbir şeyim yoktur. Uzatmak, eşyanın ve başka nesnelerin zamanının bana yaklaşmasını beklemek isterim. Bir yandan da, işe yaramaz ne kadar şey var, almaktan çekinmem -nasıl olsa benim değildirler... Zaten benim olmayan her şeyi alsalardı elimden, ne kalırdı geriye? Ayrıca, eğilip almam da demiyorum; ama, eğildiğimde başıma gelebilecek başka şeyler de var. Ahlakçılık yaptığımdan değil ama, o kadarı da eksik kalsın.
Bir büyük oyun var etrafımda oynanan; bir de küçük, benim oynadığım. Yine de ayaktayım çoğu zaman. Hiçbir şeye inanmıyor, yine de yaşıyorsam, bu oyun değil de nedir?
Gözlerimi açtığımda düşlerimin büyük bir kısmını; bazen hiçbirini, hatırlamıyorum. Eksikliğini ve acısını çektiğim tek şeyse, bu. Düşlerimin, hayallerimin bile ne olduklarını bilememek... Oysa, düşlerdir insana gerçeği anlama, gerçeği çarpıtma ya da gerçeği aşma imkanı sunan.