Burak Kaan Kanver

Burak Kaan Kanver
@MagliNarK
Ey yanımızdaki Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan Hudutsuz mavi umman hey! Yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazardın Sen her köpürüp taşmanda Her konuşmanda Milletinin alın yazısını yeniden yazardın.
Jön Türkler
8/10
·224 syf.··
2023 2. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2023 21:02
Kitap ilk başlarda sıkıcı gelebilir ama son 70 - 80 sayfa gerçekten o dönem hakkında çok önemli bilgiler barındırıyor. II. Abdülhamid istibdatı ve Halaskar Zabitanlar'ın yönetimi ele geçirmesi o dönemin ağzıyla kolay anlaşılabilecek şekilde yazılmış. Aynı zamanda ekonomi, eğitim, toplumsal sorunlar, kadın hakları, çocuk işçiler, toprak sorunları ve meclis içi atışmalara da yer veren yazar ve bu kitap; gönlümde ayrı bir taht kurdu. Balkan savaşları öncesi atmosferi merak edenler ve Jön Türkler'in kafa yapısını anlamak isteyenler için önerebilirim.
Tarih
Bir Rus Gazetecinin Gözünden Jön Türkler ve İstanbulAriadna Wiladimirovna Tyrkova · Kronik Kitap · 202147 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Burak Kaan Kanver

, bir kitap okudu
8/10
·224 syf.··
28 günde okudu
·
2023 2. kitabı
Dil ve Din
Dil, düşüncelerin ve duyguların taşıyıcısı, geleneklerin, göreneklerin aktarıcısı olduğu için, konuşanlarını aynı özlem ve eğilimlere, aynı bilinç ve kavrayışa sahip kılar. Böylece, ortak duyguları bir olan bu bireylerin, aynı dini benimsemeye eğilimli olmaları pek doğaldır. Bundan dolayıdır ki, dil topluluklarının çoğunlukla aynı dini benimsediklerini görüyoruz. Başlangıçta kimi özel nedenler bu dinsel benzerliğe kısmen engel olsa bile, aynı dili konuşanların yavaş yavaş aynı dine girdiklerini, tarih bize gösteriyor. Mesela yeni Latinler, Katolik; Cermenler, Protestan; Slavlar, Ortodoks dinini benimsemişlerdir. Ural-Altaylılardan Moğollar, Budacı; Mançûrîler, Konfüçyüsçü; Fin-Uğorlar, Hristiyan olmuşlardır. Türkler başlangıçta bölük bölük Budacı, Manici, Mûsevi, Hristiyan olmuşken, daha sonra çoğunun İslâmlığı kabul etmesi üzerine, iki yüz bin kadar Şamancı Yakut'tan başka hepsi bu dine girmişlerdir. Yakutların İslamlığın dışında kalmaları, yurtlarının Türk dünyasından uzak olmasındandır. Bunlar, ya İslâmiyeti kabul ederek Türk kalacaklar ya da Hristiyanlığa girerek büsbütün Ruslaşacaklardır.
Sayfa 100 - Bordo Siyah Yayınevi - Baskı İstanbul 2004
Dil
Kalıplaşmış Doktrinlere İnkılâp!
Adı ister görenek ister moda olsun, ister görgü ister etiket adı verilsin, ister inanç ister "ictihad" denilsin, fıkıh maddeleri ya da hukuk yasaları olarak görülsün, kural her zaman aynı şeydir; gelişmenin süreksiz ve kararsız bir durağı sayılmayıp da donmuş ve durağan bir "nesne" sayıldığı anda cansız bir iskelet durumunu alır. Hayatın özü, yaratıcı bir gelişmedir. Gelişmeyen varlıklar cansız nesnelerdir. Kuralcılar; sonucu, neden yerine koyarlar. Kural, gelişmenin geçici bir sonucudur. Onlar bunu, gelişmenin nedeni sanırlar. Nedeni bilindiği için, artık gelişmenin tarihini incelemeye gerek görmezler. Bu anlayışta olanlar, kuralı salt bir hükümdar gibi gördükleri için, uygulamadan bir fayda çıkmadığını görünce bütün sorumluluğu zavallı kurala yükletirler. Köktenciler hemen seslerini yükselterek tutucuları susmaya zorlarlar. Yapılacak iş kolay: Eski kuralları tahttan indirip yerlerine yenilerini geçirmek. Ama bunların egemenliği de çok sürmez: çünkü uygulamada yine terslikler görülmeye başlar. Bu kez alışkanlıkların yanlıları başlarını doğrultur ve taklitçileri ortadan kaybolmaya çağırır.
Sayfa 40 - Bordo Siyah Yayınevi - Baskı İstanbul 2004
Tarih
Türklüğün Unutulmuş Medeni Vasfı
Edebiyatımızın kaynaklarını bir yandan taşlara kazınmış olan yazılarda, ceylân derilerinde; öte yandan da halkın koşmalarında, masallarında, destanlarında aramalıyız. Ulusal ölçümüz parmak (Hece ölçüsü) usûlüdür. Ulusal dilimiz, yalnız Türk dilbilgisine bağlı olandır. Ulusal edebiyatımız konularını, ödünçleme zeminlerini Türk hayatından, Türk toplumsal yapısından, Türk mitologyasından, Türk menkıbelerinden almalı; dilimizden yabancı tamlamaları, şiirimizden yabancı ölçüleri, edebiyatımızdan yabancı anıştırmaları atmalıyız. Dil ve edebiyatımıza geleneğin kaynağından başlarsak, uğradıkları geçici istilaların sonradan ortaya çıkmış ve sağlıksız dönemler olduğunu anlayacağız. Türk hukukunun tarihini; töreleri, yasaları, tüzükleri inceleyerek diriltmeliyiz. Türk mimarlığı, Türk ressamlığı, ümmet döneminin binalarında ve yazılarında aransa bile, Türk müziği de ulusal şiir ve edebiyatımız gibi, halkın sözlü geleneklerinde aranmalıdır. Türklüğün sözcüklerde, mesellerde (Dil öğeleri), masallarda, destanlarda izleri kalmış bir ulusal ülküsü vardır ki, bunu bu dağınık kalıntılar arasından bulup çıkarmak ve bunda bulunan kavimsel "tarih öncesi"ni keşfetmek, en büyük görevimizdir.
Sayfa 43 - Bordo Siyah Yayınevi - Baskı İstanbul 2004
Tarih