Önce Çanakkale, arkasından da Kutü'l-Amare zaferlerinin Batılıların Osmanlı askerlerine ve Osmanlı askerlerinin muharebe etkinliklerine olan bakışlarında hissedilir bir dönüşüme sebep verdiğini söyleyebiliriz. Balkan Harbi'nde, deyim yerindeyse, bozguna uğrayan Osmanlı ordusu henüz bu travmanın üzerinden iki yıl bile geçmeden çok farklı bir çehreye bürünmüş ve Çanakkale ve Kutü'l-Amare gibi iki önemli sınavdan başarı ile geçmiştir. Şüphe yok ki Enver Paşa'nın Balkan Savaşı sonrasında ordu içinde yaptığı tasfiye ve gençleştirmenin bunda önemli bir etkisi vardır. İlkel bir eğitim sürecinden geçerek kimileri okuma yazma bile bilmeden birlik komutanlığına getirilen alaylı zabitlerin yerlerine modern usullere göre yetişmiş mektepli, genç ve dinamik zabitan kadrosu komuta etmeye başlamış ve bunun nefer üzerindeki tesiri kısa sürede hükmünü göstermiştir. Birinci Dünya Harbi öncesinde Batılıların değer vermedikleri, ittifak yapmaktan kaçındıkları Osmanlı ordusu muharebe etkinliği açısından artık saygı görmeye veya hiç değilse hafife alınmamaya başlamıştır. Lord Kitchener'in Çanakkale'deki Osmanlı askerleri için, "Gerçeği söylemek gerekirse onların bu denli başarılı olacaklarını tahmin etmiyordum" demesi, Kutü'l-Amare'de esir alınan 6'ncı Poona Tümeni Komutanı General Townshend in Avrupa'da hiçbir askerin bilhassa mukavemette göstermiş olduğu muharebe etkinliği açısından Türk askeri ile kıyaslanamayacağını söylemesi bu durumun güzel bir tezahürüdür.