Dil : Dile dökemediğim şeyin acısı katlanılmaz. Adını koyarsam tahammül edebilirim. Çünkü benden önce denenmiştir.
Kelime : Kelime acıtır. Hacmi, ağırlığı, dokusu vardır. Tene değer ve keser. Öldürebilir de.
Sayfa 15 - Timaş Yayınları, 4. Baskı, Aralık 2022·Kitabı okudu
Bizde yeni dilcilerin gidişi, milletimizin mazisine karşı duyulan kinin muvaffakiyeti yolunda atılmış bir adıma benziyor. Kin ile din bir arada barınmadığı gibi, ilim de kin ile yan yana yürümüyor. Son asırlardaki taassup, Türkçemizin tabii evrimini zorluyordu. Bugünkü taassup da onu inkâra gidiyor. Bu karşılıklı hata ve bu sonuncu kin yolu, milletin en güzel ve başta gelen unsuru olan dilde yıkım doğurmaktadır. Bunun bir neticesi de sanatta ve hatta ahlâkta bile kendini gösteren sarsıntılardır. Nihayet dilimizin kaynaklarına ve kendi yapısına tamamen yabancı olan Batı dillerinden dilimize kelimeler aktarma hevesi ve çılgınlığı halinde görülen zamanımızın hareketleri, güzel Türkçemize suikastten başka bir şey değildir. Dilimizin çilesi acaba ne zaman dolacak?
Osmanlıca bütün milletin kullandığı ortak dil değilmiş, yüksek tabakanın dili imiş. Böyle bir iddiayı tenkit olarak ileri sürmek için halkın kullandığı dille münevver tabakanın dili arasında kültürden ve onun ifade zaruretlerinden yapılmış bir duvar bulunduğunu bilmemek yeter sebeptir.
Geçen yüzyıllar içinde bu duvarın kalın oluşu, idarenin aristokratik temele dayanmış olması ve münevverlerin halktan ayrılmış olmaları idi. Demokrasi, engeli ortadan kaldırdı. Lakin münevverlerin yaşattığı yüksek kültürün ve ruh hayatının derinliklerine dalan tefekkürün ifadesi halkın diliyle hiçbir zaman kabil olamaz. Düşünenlerle düşünmeyenlerin aynı ifade vasıtalarında birleşmeleri için yüksek düşüncenin yok olması lazımdır. Bugün kültür hayatımızdaki yıkım sebebiyle, münevver geçinenlerle aşağı tabaka arasında konuşma farkı gerçekten kalmadı. Hatta bu fark, sanat eseri diye ortaya çıkan kitaplarda bile görülüyor.
Bunların Osmanlıca dedikleri muhteşem Türkçe hakkında yapılan tenkidler tamamen temelsizdir. Osmanlıcanın yaşamadığını söyleyenler, onun altı yüzyıl yaşadığını unutuyorlar veya altı yüzyılı küçümseyerek muhayyilelerinde hiçe irca ediyorlar. Bunlar bütün cemiyet olayları gibi, dilin de evrim kanununa uyarak çeşitli safhalar geçirdiğini hesaba katmayarak dilin hiçbir zaman değişmeyip ebedî kalan tek şeklini araştırıyorlar. Sanki uzvî yapınin değişen çağlarından birisini, ebedi kalmayıp değiştiği için o uzvi yapıdan ayırıyorlar. Bunlar "Gençlik madem ki şu halde hiç yaşanmadı" dercesine bir tezada düşüyorlar.