Henüz otuz yaşında var ya da yoktu, zamansız yaşlanmıştı. Ender olarak gülümsediği zamanlarda ifadesi, sekiz yaşında vazgeçmek zorunda kaldığı çocukluğun gülümsemesiydi, aydınlık ve umutlu. Hakça değildi bu, ama öyle.
Maskelenmiş yalnızlık, hayatı da sahip olunan "şey" haline getirdi, hayata yakılan ağıtlar sıradanlaştı, Tanrı kendisinden bir şeyler beklenen, hatta talep edilen bir konuma indirgendi.
Diğer insanları ihtiyaçlarını karşılayacak nesneler olarak algıladıkça, "ilişki adına ilişki" yaşayabileceği kimsesi kalmadığından giderek yalnızlaştı;
kalabalık içindeyken, dostum dediği kişilerle, hatta aile içi beraberliklerinde dahi.
Kişisel izlenimim, günümüzde sanatın, genel olarak, projelerden, şartlandırılmalardan ve pazarlamadan soyutlanamaz halde olduğu. Üstelik, yer yer hiyerarşiler, kategoriler ve kurallar için de kilitlenmiş gibi.