Harika bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Yazar ile ilk defa tanıştım. Ve gerçekten de çok beğendim. Bu incelemenin çok uzun olacağından korkuyorum şu an. Ela gözlü pars, Celile. Kitap asla biyografi ya da aşk kitabı değil. Ama hepsini barındırıyor. Yani neredeyse değinmediği hiçbir şey yok. Ama asla temelinde bir aşk hikayesi değil. Ben okumaya başlarken öyle düşünmüştüm. Yanıldığımı anladım.
Genç Türkiye’nin temellerinin atıldığı dönemde ülkenin aydınlarının içinde bulunduğu durumları okuyoruz kitapta. Celile. Nazım Hikmet Ran’ın annesi. Çalkantılı aşk hayatı, siyasi çekişmeleri, sanatçı kişileri gayet net ve anlaşılır bir dille anlatmış Osman Balcıgil. Sağcısı, solcusu, Payitaht aşığı, Türkiye sevdalısı diye ayırt etmeksizin her görüşün ve olayın asla yorum katılmadan yazıldığını düşünüyorum. Aşk konusu ile devam edecek olursam, canımı sıkan birkaç husus var. Dönemin aydınlarının evli bir kadının -erkeğe göre aldatılma, kadına göre gerçek aşk- yeni bir ilişkiye yelken açmasındaki yardım ve yataklıklarını şaşkınlıkla okudum. Bunu bu kadar kolay ve basit bir şekilde kabul edip bu olayın gerçekleşmesi için sarfettikleri çaba gerçekten canımı sıktı. Ben de objektif olmak adına iki taraftan da bakıyorum duruma. Kadın ve kocası tarafından. Bahsettiğim şey olayın kendisi değil, bu aile dostlarının yardım ve yataklıkta bu kadar sorgusuz sualsiz olmasından bahsediyorum. Bu gerçekten de şaşırttı beni. Kaldı ki koca da öyle sadakatli bir adam değilmiş. Sonradan ortaya çıktı tabi.
Siyasi durum için ise şunu gördüm. Yine bu aydın bireylerimiz onlara göre umutsuzluklarından, bana göre ise vatan hainliklerinden dolayı savaşmayı değil, şartların en uygun göründüğü ve en güçlü olan başka bir ülke himayesine bu kadar kolay girebilmeyi kabul etmiş olmaları. Evet, Celile’nin