Mahfi Saye

Mahfi Saye
@Mahfi_Saye
Reklam
Îçîmîzdekî erkek
Puan vermedi·256 syf.·
2021 18. kitabı
Neden böyle oldu ki şimdi? Sanırım üst üste ruhumu daraltacak kitaplar okuyorum. Gecenin bu yarısı bitirdim ve içim sıkıldı. Hani ağlamak ile ağlamamak arasında gidip geliyorum. Garip bir hüzün durumu. Bir yanım oh be derken diğer yanım tüh be diyor. Hadi bakalım. Sabahattin Ali yine yaptı yapacağını. Kürk mantolu Madonna kitabına bayılan ben bu kitapta da aynı tadı bekledim. Ama ne oldu? İlk yüz sayfada bırakıyordum az kalsın. Konu ne kadar ilgi çekici olsa da ilk sayfalarda çok koptum kitaptan. Çok fazla zorlandım. 250 sayfalık kitap 100. Sayfadan sonra başlıyor diyebilirim. Konudan bağımsız olarak şunu söylemek istiyorum. İnanılmaz psikolojik tespitler var. Karakterler o kadar güzel tasarlanmış ve kendi duygu durum tespitlerini o kadar güzel yapmışlar ki hayran kaldım. Hemen her sayfada kendini sorgulayan ve ruhsal durumunu analiz etmeye çalışan karakterler günlük hayatımıza uygun tespitlerde bulunuyorlar. Bu tespitleri okumaktan büyük zevk aldım. Ayrıca ruhsal durumlarının ve davranışlarının toplumun adetlerine göre nasıl şekillendiğini de görmüş oldum. Sabahattin Ali gerçekten beni şaşırtıyor. Bu kadar zor başlayıp devam ettiğim bir kitabı bitirirken nasıl oldu da bu kadar çok beğendiğimi söyleyebiliyorum anlamadım Konu itibari ile son okuduğum kitaplarda olduğu gibi yine ipsiz sapsız ve karakter yoksunu erkekler vardı bu kitapta. Yani içimizdeki şeytan denilen şey sanırım ERKEK. Ben ikna oldum. Okuduğum son iki kitapta güvenmeyi, hissetmeyi ve umut etmeyi çok istedim ama olmadı. Erkek karakterlerimiz yine beni şaşırtmadı. Bu sefer ise bu hayal kırıklığı ikilemde kalarak oturdu içime. Hem çok üzüldüm, acıdım, empati kurup hüzünlendim. Hem de çok sinirlendim, yeter artık kendine çeki düzen ver be kardeşim diye bağırıp durdum. Sonuç yine hüsran. Kitabı okumanızı
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma
Çocuk kadınlar
Puan vermedi·430 syf.·
2021 17. kitabı
Evet, bir muhteşem kitabın daha sonuna geldik. Bitti. Uzun zamandır okumak için bekletiyor, ruh halimin uygun hale gelmesini ümit ediyordum. Bulduğum ilk boşlukta hemen başladım ve bir solukta bitti. Beklediğime değdi ve gerçekten güzel bir kitaptı. Başlayalım. Yazar zaten sevdiğim bir yazardı. İlk kitabı olan Uçurtma Avcısını okuduğumda bir hafta kendime gelememiştim. Bu kitap hakkında da öyle bir duruma gireceğimi düşündüm ama beklediğim tahribatı yaratmadı. Ama etkiledi, sarstı. Hatta şunu söyleyeyim, beklediğim tahribatı yaratmamasına bir nebze utandım. Nedenini açıklayacağım. Önce kitap ile ilgili genel birkaç tespitime değineceğim. Konuya sonra giriş yaparım. Evet, kitap kısımlardan oluşuyor ve yazar muhteşem bir şekilde bu kısımları birbirine bağlamış. İlk önce karakterimiz Meryem’e yer veriyor, daha sonra Leyla’ya. Sonra bu iki karakteri muhteşem bir şekilde birleştirip diğer kısımlara devam ediyor. Buradaki ustalık öyle etkiledi ki beni anlatamam. Bir karakteri anlatırken diğer karakter çıkmıyor aklınızdan. Ve betimleme konusunda sanırım Khaled Hosseini üzerine başka yazar tanımadım. Cengiz Aytmatov’un betimlemelerine bayılırım ama konunun okuyucuya geçmesi ve hissettirilmesi bakımından Khaled Hosseini’de oldukça başarılı. Demem o ki kurgu muhteşem, aynı Uçurtma Avcısı kitabında olduğu gibi. Gelgelelim konumuza. İki farklı kadının, kadının adının olduğu ama kendinin olmadığı bir ülkede verdiği hayatta kalma, mutlu olma ve var olabilme çabasını anlatıyor. Dostluğun, birliğin ve dayanışmanın dibine dibine vuruyor kitapta. Yukarıda bahsettiğim utanmama neden olan durumu açıklayayım. Uçurtma avcısı kitabında Sohrap Can vardı. Okuyanlar bilir. Üzüldüm, ağladım, haykırdım o çocuk için. Evet bir çocuktu o. Bu kitapta Leyla ve Meryem için ağlayamadım. Onlar da
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
Son Martı...
Puan vermedi·196 syf.·
2021 16. kitabı
Demokrasi her zaman demokrasi değildir.. Evet. Seçme hakkı tanınması demokratik bir ortamın varlığının belirtisi olabilir. Ancak seçebiliyor olmamız, demokrasinin doğru işleyeceğinin ve sonuçlarının buna paralel olacağı anlamına gelmiyor. Zülfü Livaneli’nin okuduğum ilk kitabı. Ütopyanın distopyaya dönüşünü okuyoruz genel yorum olarak. Bana göre tek ütopya vardı o da ada. Geri kalan her şey o kadar gerçekti ki. Kitabı okurken neredeyse tüm karakterlere günümüzden, tarihimizden bir yüz verdim. İşte o kadar gerçekti. Yazarın da dediği gibi oldukça politik bir hikayeye sahip. Dünyadan neredeyse bihaber yaşayan bir ada ve halkı. Her şey günlük gülistanlık iken bir diktatörün gelişi ile değişiyor bu durum. Kitabı okuyanlar elbette bu diktatörümüzü haksız, suçlu buluyorlardır. Ama ben okurken ondan çok, aynen yazarımız gibi gördükleri karşısında ısrarla susan halka daha çok kızdım. Bugünümüzün, yarınımızın ve hatta geçmişteki herhangi bir dönemin doğrudan yansıması gibiydi her şey. (Bu cümle bir arkadaşıma ait) Adalılar başlarına gelenlerin tek sorumlusu bana göre. Günümüzde yaşadığımız gibi insanları açlık ve açıkta kalmak ile tehdit ettiğinizde, kendi düşüncelerinizi ve isteklerinizi kolaylıkla empoze edebilir ve sizi desteklemelerinizi sağlayabilirsiniz. Sadece kendi çıkarından çok toplumun çıkarını düşünen bireyler bu duruma karşı çıkabilir ve dur diyebilirler. Ancak birlikten doğduğuna inandığımız kuvvet, bu ayrışım ve kendini farklı düşünen herkesten ayrı tutup, çoğunluk ile aynı düşüncede olunca haklı olduğuna inanılan zihniyet ile bu bahsettiğim bireyler maalesef başa çıkamıyorlar. Asla da çıkamayacaklar. Peki sırf kendileri seçtiği için başlarına gelen her şeyi kabullenmeli mi bu insanlar? Hem evet, hem hayır. İki türlü cevap veriyorum çünkü bunun nasıl çözüleceği
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,2bin okunma