Allah nereden yönetirse yönetsin dünyayı. Olup olmadığını bile düşünmeye hiçbir zaman vakti olmamıştı. Allah var, yok... Önemli olan, tükendi tükenecek yağdı.
Topal Eskici sustu, sustu ama olmamıştı. Bağıracak, çağıracak din iman, Allah kitap, kıyametleri koparacaktı. Koparamıyordu, koparttırmıyorlardı. Ne bok, ne içine sıçılası dünyaydı bu.
Şu hükümetin de işine akıl etmiyordu vesselam. Gavur içinde gavurlaşmış tohumu bozukları al, getir, yıllar yılı bu topraklar üzerinde, bu toprakların iyi kötü günlerinin kahrını çekmiş yerlilerin rızıkına ortak et!
Okuduğunuz en akıcı roman hangisiydi? Benim "Bereketli Topraklar Üzerinde."
Anadolu köylerinde yoksulluktan kırılan halkın şehre, bereketli Çukurova'ya umut bağladığı, köylerine dönünceye kadar -eğer dönebilirlerse- yaşadıkları sıkıntıları müthiş bir gerçeklikle ortaya koymuş Orhan Kemal.
Kitap genel olarak karakterlerin diyalogları üzerinden kurgulanmış ve Berna Moran'ın tespitiyle mitolojiden esinlenerek olay örgüsü tasarlanmış. Nitekim mitolojik kahraman, bir maceraya, yolculuğa atılır, bu yolda başına türlü sıkıntılar gelir, bu sıkıntılar sonunda başarıyı yakalayarak halkına zaferle döner. Romanımızda da üç köylü arkadaş makus talihlerini değiştirmek için Çukurova'ya inerler. İflahsızın Yusuf, daha önce küçük bir şehir tecrübesi yaşamış ve "emmi"sinden epey nasihat almış biridir. Köse Hasan, cılız, saf. Pehlivan Ali ise güçlü, kuvvetli ve kadın düşkünüdür. Bu yolculukta Köse Hasan ağır işlere gelemediği için can verir. Pehlivan Ali, kadın düşünkülüğü ile başı derde girer, işten işe savrulur. En son buğdayı sapından ayıran "patoz"a bacağını kaptırarak kan kaybından gider. İflahsızın Yusuf ise emmisinin nasihatleri ve biraz gözü açıklığı sayesinde inşaatta duvar ustası olur. Hayalini kurduğu gazocağını alarak köyüne döner.
Orhan Kemal, köylünün saflığını, içi dışı birliğini, geri bırakılmışlığını, cehaletini, ilkelliğini çok açık şekilde betimlemiş. Örneğin:
Donuk bir ay mezarlığın tam tepesinden vurmaktaydı.
"Aya hele," dedi Ali.
"Ne var ayda?"
"Allah'ımız..."
"Tövbe estağfurullah," dedi Hidayet'in oğlu.
"Niye?"
"Allah'ımız ne arasın ayda?"
"Niye?"
"Niyesimi var lan ? Allah'ımız kaşmer mi?"
"Kaşmer ne ki?"
"Soytarı..."
"Tövbe estağfurullah"
"Allah'ımızı karıştırma arkadaş, bak ana avrat dümdüz giderim!"
"Karıştıran sensin!"
"Dümdüz giderim dedim, giderim.