Onun dediğine göre , rüzgar denen şey yalnızca rüzgar değildi... okumasını bilmek gerekirdi onu. Bunu bilenler, rüzgarın içinde hayata dair hemen hemen her şeyi bulabilirlerdi. Çünkü binlerce bitkinin kokusu vardı rüzgarda, binlerce bitkinin şekli, rengi ve fısıltısı vardı. İnsan sesleri vardı sonra çeşit çeşit, hayvan sesleri, tepelerin yüksekliği, denizlerin genişliği, nehirlerin uzunluğu vardı. Rüzgarı okumasını bilenler, canları isterse, hiç görmedikleri bir denizin tuzunu bile tadabilirlerdi söz gelimi...
...Her hafta buluşmuşlar, bi çay söyleyip birlikte içerek açılmışlar birbirlerinin denizine. “ Dudağımın iz bıraktığı yeri çevirip, oradan içerdi baban” diyor annem. Gördüğüm en güzel öpüşme sahnesi...