“Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır, kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır. Ama işte o anda, Giovanni Drogo bunlardan habersiz uyuyor ve uykusunda çocuklar gibi gülümsüyordu. Drogo’nun olup bitenin farkına varmasından önce günler geçecektir. O zaman adeta uyanacak, inanamayarak çevresine bakacak sonra ardında bir koşuşturma olduğunu duyacak ve kendinden önce uyanmış insanların kaygıyla koşup kendisinden önce varmak için yanından geçtiğini görecektir. Zamanla kalp atışlarının yaşamı hızla parçalara ayırdığını duyacaktır. Pencerelerden bakan artık gülen çehreler değil, hareketsiz ve kayıtsız yüzler olacaktır. Ve onlara daha ne kadar yol kaldığını sorduğunda, ona yine bir hareketle ufku gösterecek ama artık bu hareketi iyi niyet ve neşeyle yapmayacaklardır. Yine de o, arkadaşlarını gözden kaçıracaktır, biri yorulup arkada kalmış, bir diğeri ise onun önünden kaçarak, artık ufukta küçük bir nokta haline gelmiştir.
İnsanlar, “şu nehri aştıktan sonra on kilometre daha gidince varırsın,” diyeceklerdir. Ama buna karşılık yol hiç bitmeyecektir, günler gitgide daha da kısalacak, yol arkadaşları seyrekleşecek, camlarda hareketsiz, donuk, kafalarını sallayan suratlar görünecektir.
Bu, Drogo yapayalnız kalıncaya ve ufukta ölçüsüz, hareketsiz ve kurşun rengi bir denizin çizgisi belirene kadar böyle sürecektir. Artık yorgun düşecektir, yol boyundaki evlerin hemen tümünün pencereleri kapalı olacaktır ve görebildiği ender insanlar, ona umutsuz bir tavırla cevap vereceklerdir. İyi olan, arkada, iyice arkada kalmış, o farkına varmadan önünden geçip gitmiştir. Ah, artık geri dönmek için vakit çok geçtir, arkasında, aynı yanılsamayla kendisini izleyen ama henüz beyaz ve ıssız yolda görünmeyen kalabalığın uğultusu giderek artmaktadır.
Şu anda,