Çağdaş Mahir Can

“Karanlık bir gece ve yolun ortasında kalmış iki can: Yaşlı bir adam ve yaşlı, bitik bir at. Çay kıyısında alev alev bir ateş yanıyordu. Tanabay oturduğu yerden sık sık kalkıyor, ölümle pençeleşen atın üzerindeki gocuğu ile onu sıkı sıkı sarıyordu. Bir daha kalktı ve gidip Gülsarı'nın başucuna oturdu. Hayatının bütün olayları gözünün önünden gelip geçiyor, gelip geçiyordu. Yıllar yılları çağrıştırıyor ve tıpkı taypalma yorganın düzenli adımları gibi birbirine ekleniyordu. Çoban olup koyun sürüsünün başına geçtiği o yılda, o güz sonunda, gelir gelmez giden o baharda neler olmuştu?"
Sayfa 125·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çora, yorga ata binerek döndü. Başka yoldaşları beklemeden tek başına gitti. O da bir an önce evine ulaşmak istiyordu. Kalbi sıkıştırıyordu yine. Atın dizginlerini serbest bıraktı. Gün boyu bağlı duran at, taypalma bir yorga olduğunu gösterdi, çok düzenli ve hızlı bir koşu tutturdu. Karanlık yolda, kurulmuş bir oyuncak araba gibi fırlamış, hızını kesmeden koşuyordu. Eski tutku ve özelliklerinden kala kala bu taypalma yürüyüşü kalmıştı. Başka tutkularının hepsi yok olmuştu. Sırtındaki biniciden ve yürüdüğü yoldan başka bir şey düşünmesin diye, insanlar onu başka her tutkudan mahrum bırakmışlardı. Şimdi Gülsarı'nın tek tutkusu koşmaktı. Öyle hızlı koşarak insanların ondan aldıkları şeylere yetişecek, onları yakalayacaktı sanki. Ama hiçbir zaman ulaşamıyordu onlara.
Sayfa 123·Kitabı okudu
Alıntı
Bu derdin başına saran Çora idi. “Kısa kes," demişti, “yalnız kendi yapacağın işler için söz ver, Sana söylediklerimden başka bir şey söyleme." Tanabay da onun söyle dediğinden başka bir şey söylememişti. O büyük sözleri geveledi, sonra indi kürsüden. Şimdi o sözlerinden utanç duyuyordu. Oysa Çora pek beğenmişti. Neden böyle çekimserdi? Neden bu kadarla yetinmişti? Hastalığı mı onu bu hale getirdi? Yoksa, kolhozun başkanlığından ayrıldığı için mi böyleydi? Tanabay'ı sıkı sıkı uyarmasının sebebi neydi? Yoo, Çora'ya yakışan bu değildi. Böyle bir adam değildi o! Çora değişmişti, ona bir şeyler olmuştu. Belki de, kolhoza ömür boyu emek verdiği halde, yukarıdakilere kendini beğendiremediği için olsa gerek. O da işleri oluruna bırakmayı, herkese ayak uydurmayı öğrenmişti galiba.
Sayfa 123·Kitabı okudu
Alıntı
Eh, ne yapsınlar, mademki çalışmak zorundaydılar, çalışacaklardı. Sekreter doğru söylemişti: Tanabay'ın da düşündüğü gibi, savaştan sonra hayat kendiliğinden düzgün bir akışa yönelmezdi. Tende beden, bedende can taşıdıkça, bu dünyada yaşadıkça, hayat yolunun önündeki engelleri aşmaya, kaldırmaya çalışacaksın, arkadan omuz vereceksin. Başka türlü olmuyordu. Ne var ki, her omuz vuruşta, hayat arabasının tekerleği omuzunu bıçak gibi yaralıyor, yara üstüne yara, derken omuzun nasır tutuyor. Eğer yaptığın işi seviyor bir gün meyvasını da alıyorsan, nasırların hiç önemi yok. Şikâyet etmezsen, memnun olursun.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Alıntı
Otuzlu yılların başlarından itibaren hep böyle olmuştu: Bir yukarı, bir aşağı gidiyorlardı. tepedeki hedefe tam ulaşacaklarını sandıkları zaman, kendilerini bir anda yine aşağıda buluyorlardı. Kolhoz dedikleri herhalde zor bir işti, çok zor bir iş. Kolhoz diye diye, işte kendisinin de saçları ağarmıştı, gençliği yitip gitmişti. Neler neler gelmişti başına, ne çileler çekmişti. Bu arada birçok yanlışlıklar, kusurlar da olmuştu ama, “Amacımıza ha ulaştık, ha ulaşıyoruz." diye düşünmüş, umudunu yitirmemişti. Şimdi ise başka düşünüyordu: Sıkıntılar bitmiyor ve amaç da ulaşılacak gibi görünmüyordu artık.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Alıntı