Çağdaş Mahir Can

Tanabay kendi yılkısını büyük çayırlardan, yamaçlardan, köyün uzağından geçirdi. Köyün kıyısındaki o eve, o avluya şöyle bir baktı: Yorgasına binip gittiği, nice nice geceler geçirdiği o eve... Yüreği, içinde bir şeyler kopmuş gibi sızladı. Şimdi Tanabay o kadından da, o yorgadan da ayrılıyordu. Her şey geçmişte kalmıştı. Baharda gelen, sonra gökte sıra sıra dizilip uzaklara giden, gözden kaybolan yaban kazları gibi uçup gidiyorlardı onun için iç dünyasında.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tanabay artık halkın arasında görünmekten, onların soru yağmuruna tutulmaktan korkar olmuştu. Ona, “Bak, sen parti üyesisin, kolhozu kuranlardan birisin. O zaman çok konuşuyordun, şimdi anlat bakalım, neden bu durumlara düştük?" diyecek olsalar ne cevap verebilirdi onlara? Bütün halkı toplayıp bir açıklama yapsalar iyi olurdu herhalde. Herkes düşüncesini söylese, ihtiyacını bildirse, sorular sorsa... Ama yok! Olmuyordu bunlar! Nasıl olsun? İlçe merkezinden bir takım temsilciler geliyor, ama bunlar da eskilerine hiç benzemiyordu. Bambaşka insanlardı. Eskiden bir temsilci, bir yetkili geldi mi, dosdoğru halkın arasına girer, önce onlarla konuşurdu. Bugünkü de ise kolhoz bürosundan dışarı çıkmıyor, söyleyeceklerini başkana söylüyor, soracaklarını ondan soruyor, sonra da ona bağırıp çağırıyorlardı. Halkla, köylünün kendisiyle görüşmüyor, konuşmuyor, onları dinlemeye tenezzül etmiyorlardı. Parti toplantılarında ise daha çok uluslararası durumlardan söz ediliyordu. Onları göre, kolhozun meseleleri önemsizdi, konuşulmaya değmezdi. Hepsi aynı şeyi söylüyordu: “Çalışın, çok çalışın, plan gereğini yapın ve plan hedefine ulaşın." Hepsi bu kadardı. Tanabay daha geçenlerde bir yetkilinin geldiğini, bunun başka hiçbir mesele yokmuş gibi dil bilgisi üzerine bir nutuk çektiğini hatırladı. Tanabay ona kolhozun durumunu anlatmaya, bazı meseleleri açıklamaya kalkışınca da, adam ona tuhaf ve küçümseyerek bakmıştı. Onun görüşlerini ve fikirlerini tutmamış, beğenmemişti. Ne oluyordu böyle?
Sayfa 110·Kitabı okudu
Alıntı
Tanabay bozkırda dolanıp duruyor, derin derin düşünüyor, ne var ki bu düşüncelerden hiçbir sonuç çıkaramıyordu. çok gerilerde kalan o günlerde, kolhozu nasıl kurduklarını, boztorgayların koyunların üzerine yuva kurup yumurtlayacakları o mutlu barış çağını nasıl vaadettiklerini, o parlak armanı (ülküyü), o parlak hayalleri, umutları hatırlıyordu. O arman uğrunda canla başla didindikleri günleri de... Her şeyi alt üst ederek eski düzeni nasıl yıktıklarını, asıl köklere nasıl balta vurduklarını da... Gerçekten de başlangıçta işler biraz düzelmişti. Bu uğursuz Savaş olmasaydı belki daha da düzelecekti. Peki ama, Savaş biteli onca yıl oldu da durumlar niçin düzelmiyordu? Onlar, eskimiş çadırlarının üstüne nasıl yama üstüne yama vuruyorlarsa kolhozun işleri de öyle gidiyordu: yama üstüne yama vuruyor, hiçbir gediği kapatamıyorlardı. Birini tıkamaya vakit kalmadan bir başka gediğin açıldığını görüyorlardı. Neden böyle oluyordu? Şimdi neden kolhozu eskiden olduğu gibi kendi malı değil de bir başkasının malı olarak görüyordu? Eskiden, savaştan ve kolhozun kurulmasından önce, toplantılarda alınan her karar bir yasa yerine geçer ve uygulanırdı. Halk yararına bir karar alındıktan sonra, uygulamaları gerektiğini ve uygulandığını bilirdi. Oysa bugün toplantılarda alınan kararların hiçbir önemi kalmamıştı. Hepsi boş sözlerdi. Kimse kimseyi dinlemiyordu. Kolhoz, onu kuran çiftçiler tarafından yönetilmiyor, başkaları tarafından yönetiliyordu. Dışarıdan gelenler ve hiç gelmeyen dışarıdakiler yönetiyordu. O başkalarının da biri böyle diyor, biri şöyle. Bunun da hiçbir yararı olmuyor, hiçbir verimli sonuç alınamıyordu.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Alıntı
Ne var ki, hayvancılıkla geçinenler, dağlarda sürü otlatanlar, kışlatanlar, çadırsız yapamazlardı. Bu gerçek iyice anlaşılmıştı. Tanabay o sözleri nasıl söylediğine bugün hayret ediyordu. Pişmanlık içindeydi. Keçe çadır, kendi milletinin, atalardan en güzel buluşlarından biriydi. İnsanoğlu bugüne kadar bu durum için, göçüp konanlar için, daha iyisini bulamamıştı. Yüzyıllar boyu geliştirilmiş, her şeyi değerlendirilmiş, sınanmıştı. Bunu nasıl anlayamamış, çadırların yıkılmasını istemek gibi bir sözü ağzına nasıl almış, nasıl dili varıp söylemişti!
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
Tanabay zaman zaman bunları düşünür, dalıp giderdi; halk sanatının, el hünerlerinin yok olup gitmesine üzülür, bunda kimin suçlu olduğunu, neden böyle olduğunu bilemezdi. Oysa geçtiğinde kendisi de eski törelerin mezarını kazanlardan biri olmuştu. Hatta bir komsomol toplantısında, keçe çadırlardan, çadır evlerden söz etmişti. Keçe evlerin yok edilmesini istemişti. Çadır evler devrim öncesinin evleridir ve bunlardan vazgeçilmelidir, demişti. Aslında bunu birilerinden duymuş ve kendi görüşü olarak söylemişti: “Yok olsun çadır evler! Eski usuller yok olsun!" demişti. Böylece çadır evler gerçekten yıkıldı, yok edildi. Onların yerine kış evleri yapılmaya başlandı. Keçe evin direkleri kırıldı. Bunlardan ağıl çitleri, bahçe parmaklıkları yapıldı. Keçe kaplamalar da kesilip evlerde kullanıldı. Hatta bazıları yakıldı.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı