Tanabay artık halkın arasında görünmekten, onların soru yağmuruna tutulmaktan korkar olmuştu. Ona, “Bak, sen parti üyesisin, kolhozu kuranlardan birisin. O zaman çok konuşuyordun, şimdi anlat bakalım, neden bu durumlara düştük?" diyecek olsalar ne cevap verebilirdi onlara? Bütün halkı toplayıp bir açıklama yapsalar iyi olurdu herhalde. Herkes düşüncesini söylese, ihtiyacını bildirse, sorular sorsa... Ama yok! Olmuyordu bunlar! Nasıl olsun? İlçe merkezinden bir takım temsilciler geliyor, ama bunlar da eskilerine hiç benzemiyordu. Bambaşka insanlardı. Eskiden bir temsilci, bir yetkili geldi mi, dosdoğru halkın arasına girer, önce onlarla konuşurdu. Bugünkü de ise kolhoz bürosundan dışarı çıkmıyor, söyleyeceklerini başkana söylüyor, soracaklarını ondan soruyor, sonra da ona bağırıp çağırıyorlardı. Halkla, köylünün kendisiyle görüşmüyor, konuşmuyor, onları dinlemeye tenezzül etmiyorlardı. Parti toplantılarında ise daha çok uluslararası durumlardan söz ediliyordu. Onları göre, kolhozun meseleleri önemsizdi, konuşulmaya değmezdi. Hepsi aynı şeyi söylüyordu: “Çalışın, çok çalışın, plan gereğini yapın ve plan hedefine ulaşın." Hepsi bu kadardı.
Tanabay daha geçenlerde bir yetkilinin geldiğini, bunun başka hiçbir mesele yokmuş gibi dil bilgisi üzerine bir nutuk çektiğini hatırladı. Tanabay ona kolhozun durumunu anlatmaya, bazı meseleleri açıklamaya kalkışınca da, adam ona tuhaf ve küçümseyerek bakmıştı. Onun görüşlerini ve fikirlerini tutmamış, beğenmemişti. Ne oluyordu böyle?