Çağdaş Mahir Can

Genç kısraklar zıplayarak, şahlanarak koştular. Geceleri rüzgârdan savruluyor, yeşil ova gün ışığında pırıl pırıl parlıyordu. Gülsarı silkindi, başını dikti, boynunu kız gibi uzattı, havayı kokladı. Sonra yılkının önüne çıkıp yeni aygırı arkalara iterek onun yerini aldı. Hırıldıyor, sıçrıyor, üyirin bir o yanına bir bu yanına geçiyordu. Kısrak kokusu, süt kokusu, kulun kokusu, havaya karışan pelin kokusu başını döndürmüş, mest olmuştu. Üzerindeki o gülünç eyer, o gülünç kadife minder umurunda değildi. İki yanını bereleyen, ağır üzengilere de aldırış etmiyordu. Daha dün, bölge merkezinde gemi çıkarılmadan büyük bir ağaca bağlandığını, büyük gürültülerle yakınından geçen kamyondan ürkerek gemi zorlayıp dişlediğini unutmuştu. Pis pis kokan bir meyhanenin önünde beklediğini, sonra yine efendisinin arkadaşlarıyla o meyhaneden çıktıklarını, hepsinin o tiksindirici kokuyu saçtıklarını da unutmuştu. Yeni sahibi güçlükle eyere tırmandıktan sonra nasıl hırıltılar çıkardığını, o çamurlu yolda gelirlerken yarıştaymış gibi koşarak yeni efendisini nasıl zıp zıp zıplattığını, bu yüzden onun, ağzını yırtarcasına gemr asıldığını ve kırbacı kafasına kafasına indirdiğini de...
Sayfa 91·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi Tanabay, başını kaldırmadan, gözü kapalı olarak dinliyordu onu. Gözü kapalı ama her şeyi görerek: Yıllar yılı sıcak demeden, soğuk demeden her işte çalışıp yıpranmış ellerini, ağarmış saçlarını, boynundaki, ağzının kenarındaki, gözlerinin çevresindeki kırışıkları... Sonra o kırışıklıklar arasında kaybolup giden gençliğini, genç ve güzel Caydar'ı: Saç örgüleri beline kadar inen esmer güzeli o şirin kızı, kendi gençliğini, birlikte gezip tozdukları o güzel günleri... Her şey, her şey gözlerinin önündeydi.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Alıntı
Tanabay atını sürüp gitti. Akşama kadar yılkının yanında kaldı, ama yine sinirlerini yatıştıramadı. Bütün üyir yetim kalmış gibiydi. Büyük bir boşlukta, çaresizlik içinde, o da yetim kalmış gibiydi. Sarı yorga gönül çırağını söndürmüş, her şeyi kendisiyle birlikte alıp götürmüştü. Artık her şey başka, her şey değişmişti. Güneş değişmiş, gökyüzü değişmişti. Tanabay'ın kendisi de eskisi gibi değildi, o da değişmiş gibiydi.
Sayfa 88·Kitabı okudu
Alıntı
Tanabay başka bir atın üzerinde eyerde oturuyor, gözlerini yerden kaldırmıyor, ama bakmasa da her şeyi görüyordu. Gülsarı'nın yakalandığını, başına başka başlık geçirildiğini gördü (kendine ait olan başlığı ölürdü de vermezdi). Gülsarı'nın üyirden ayrılmak istemeyişini, Ablak'ın oğlunun elindeki dizginlere asılıp var gücüyle çektiğini, İbrahim'in, Gülsarı'nın bir o yanına bir bu yanına geçerek kamçısını kaldırıp kaldırıp hayvana indirdiğini görüyordu. Gülsarı'nın bu yabancı adamların onu üyirden niçin koparıp aldıklarını, sahibinden, kulunlardan, kısraklardan niçin ayırdıklarını anlamadığını belirten korkulu bakışlarını görüyordu. Kişnediği zaman ağzından çıkan buharı, savrulan yelesini, böğrünü, sağrısını görüyordu. Sırtında, belinde, sağrısında İbrahim'in vurduğu kamçı izlerini görüyordu. Atın her yanını, hatta sağ ön ayağımuda bukağının bıraktığı ufacık nasırı bile görüyordu. Onun yürüyüşünü, açık sarı donunu, her tüyünü, her şeyini.. her şeyini görüyor ve acılar, üzüntüler içinde öylece oturuyordu.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Alıntı
Bu aydınlık dünyada, sürü besleyerek göçebe hayatı yaşayanlar için, yaylaya çıkmanın pek de kötü bir şey olmadığını göstermek istercesine, kış çekildi ve yerini altı ay sürecek yaza bıraktı. Havalar ısındı. Hayvanlar yeşeren yaylaya yayıldılar. Yine bayramlar olacak, yarışlar, ödüllü oyunlar düzenlenecekti. Yılkılar döllenecek, koyunlar kuzulayacak, yün kırkılacak, gereğinde yavrular iki anadan süt emecek, bakımları yapılacak, damgaları vurulacaktı. Et kombinasına hayvan götürecekler, et ve süt bollaşacaktı. Her birinin hayatında değişiklikler olacaktı. Kimisi âşık olacak, kimisi sevdiğinden ayrılacak, birileri dünyaya gelecek, birileri dünyadan göçüp gidecekti. Yatılı okulda çocukları başarılı olanlar sevinecek olamayanlar üzülecekti. “Derslerin iyi gitmediğini bilseydik ya da bizim yanımızda o kutsallar da daha başarılı olurlardı." diye söyleneceklerdi. Pek çok işleri olacaktı ama kış ve kışın çekilen sıkıntılar bir sene unutulacaktı. Yiyecek kıtlığı, hayvanların kırılıp gitmesi, yılkılar, çadırlar, yıkık ve soğuk koralar, kış gelinceye kadar tutanaklarda unutulup kalacaktı. Sonra, kış, ak buğrasına binip yine gelecekti. Çobanlar nerede olurlarsa olsunlar, kış onları dağda kırda arayıp bulacak, sıkıştıracak, cin gibi çarpacaktı. Ve çobanlar, bir süredir unuttukları sıkıntıları, acıları yeniden yaşamaya başlayacaklardı. Kış yirminci yüzyılda da olsa, çok eski zamanlardan beri nasıl idiyse yine öyleydi.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Alıntı