Çağdaş Mahir Can

Gülsarı sahibinin bir türkü tutturmasını istiyordu o anda. Ama Tanabay susuyordu. Şimdi köy gerilerde kalmıştı. Hoşça kal avıl! Önlerinde dağlar vardı. Gelecek bahara kadar hoşça kal bozkır!... Ve dağlar önlerinde uzanıp gidiyordu.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Yarış kazanan atın ünü de öyle başlar, öyle biter. Yarış kazandıkça ünü yankı yankı yayılır. Atla insan arasındaki tek fark, atın atı kıskanmamasıdır. Atlar bu konuda kıskançlık nedir bilmezler. Tanrı'ya şükür, insanlar da atları kıskanmayı henüz öğrenemediler. Böyle diyoruz ama, belki yanılıyoruz. Kıskançlığın dokdan türlüsü varmış. Sahibine düşmanlık etmek için atının maytabanına (toynağının yumuşak ortasına) çivi çakanları da biliyoruz. Hay atı kıskanan zavallı hay!
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
Yürük atın ünü, futbolcunun ününe benzer. Daha düne kadar mahalle arasında top peşinde koşan bir bacaksız Bir de bakarsan bütün ülkeye nam salar, el üstünde tutulan bir şöhret olur. Gol atmaya, ağları dalgalandırmaya devam ettikçe ismi de yayılır. Ama giderek yıldızı sönmeye başlar, sonunda unutulup gider. Onu ilk unutanlar da, genellikle vaktiyle onu övgüler düzüp göklere çıkaranlar olur. O anlı şanlı futbolcunun yerine başkası alır.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Alıntı
Savaş bittikten, zafer kazanıldıktan sonra köyüne dönerken, Tanabay kendisi için asıl hayatın yeni yeni başladığını düşünüyordu. Gönlü hoş ve iyimserdi. Büyük istasyonlarda maksimkaları (asker getiren katar) bando-mızıka ve coşkun bir neşe ile karşılamışlardı. Evde hasretle bekleniyordu. Oğlu sekizine basmış ve okula başlamıştı. O güne kadar olup bitenlerin, çektiği sıkıntıların önemi yoktu artık. Olanları unutacak, gerçek ve tatlı hayat asıl şimdi başlayacaktı. Dünyaya yeniden gelmiş gibiydi ve artık yalnız geleceği düşünüyordu: Çoluk-çocukla kaygısız bir hayat yaşamak için önce başlarını sokacak bir ev yapacaktı. Sonra bu yuvada herkesin mutlu olması için çalışacak, hep çalışacaktı. Bundan başka bir amacı yoktu. Bunun için savaşmamış mıydı? Kan ve ateş arasında canı dişine takmamış mıydı? Savaş bitmiş, zafer kazanılmış olduğuna göre, önünde hiçbir engel kalmamıştı. Ama Tanabay öyle düşünmekte, geleceği toz pembe görmekte pek acele ettiğini şimdi çok iyi anlıyordu. Gelecek için daha yıllar yılı kan ter içinde kalıp fedakârlık etmesi, nice nice güçlüklere göğüs germesi gerekecekti.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Alıntı
Gülsarı, öyle güzel geçen bir yaz mevsimini bir daha ömrü boyunca hiç görmedi. O uzun ömür boyunca sırtından eyer düşmemiş, nice nice yollar tepmiş, nice nice insanları taşımıştı. Ve, hiç gelmemişti o yolların sonu. Ancak şimdi, gözlerinde kıvılcımlar parlayıp güneşi dağdan dağa atlarken görünce, ayağının altına yer sarsılır gibi olunca, o görkemli, o eşsiz güzellikteki yaz günleri bir daha canlandı gözlerinde. O ve ulu dumanlı dağlar, o yemyeşil çayırlar, o bir üyir yılkı, kaba yeleli anası tavlı kısrak, birer birer gözlerinin önüne geliverdi. Gülsarı, o tuhaf eski dünyaya yeniden dönebilmek için boynundaki hamutu silkip atmak, onu iki yanından arabaya bağlayan kayışları koparmak istiyor, oraya varmak için canını dişine takarak ilerlemeye çalışıyordu. Ama gözlerinde canlanan o dünya bir görüntüden ibaretti, gerçek değildi. O, yaklaşıyorum sanıyor, ama görüntü ondan uzaklaşıyordu. Bu da ona dayanılmaz bir işkence oluyordu. Küçücük bir kulun olduğu zamanlardaki gibi anası onu kişneyerek çağırıyor, yılkılar kuyruklarıyla ona sürtünerek geçiyor, ama o, gözlerinin önüne çöken sis perdesini delip geçecek gücü bulamıyordu kendisinde. Savrulan otlar, çöpler yüzüne çarpıyor, gözlerine ve burun deliklerine kar taneleri giriyordu. Kan ter içinde kalmıştı. Bir yandan ateş gibi yanıyor, Bir yandan da soğuk rüzgâr karşısında tiril tiril titriyordu. O erişilmez yazın güzel dünyası ağır ağır batıp gitti, tipler arasında kayboldu. Ulu dağlar, yeşil çayırlar, şarıltılı dereler, güneşli günler, birer birer yok oldular. Yılkılar da dörtnala uzaklaşıp gittiler. Ama, uzun yeleli anasının karaltısını hâlâ görüyordu. Onu bırakıp gitmek istemiyordu anası. Onu çağıran, onu bekleyen anasına sesini duyurmak için olanca gücünü toplayarak kişnedi, ama bu öyle halsiz bir kişneyiş idi ki sesini
Sayfa 12·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam