Çağdaş Mahir Can

Kara toprağını toynaklarının altında kaydığını hissetmesi, Gülsarı'nın sönmeye başlamış bir mum gibi cılız ışıklı belleğinde, belli belirsiz anılarını uyandırdı: Çok gerilerde kalan o güneşli yaz günlerini hatırladı. Yemyeşil çayırları, bayırları, yüksek dağları, düş kadar güzel ol dünyayı... Hey güzel günler hey! Bir dağdan öbür dağa kişneyerek koşan aygır gibi, Güneş ve ışınları gözünün önüne geliverdi. O Gülsarı denilen saf kuluncuk da, sanki yakalayacakmış gibi, güneş ışıklarını kovalardı. Sonra, kulaklarını kısarak gelen üyir aygırı daha fazla uzaklaşmasını engeller, onu geri çevirirdi. O günlerde yılkılar, göle yansıyan gölgeler gibi, ayakları yukarıda, gövdeleri aşağıda yürürlerdi sanki. Gülsarı'nın uzun yeleli anası da onu sıcacık bir süt bulutu gibi görünürdü. Bu sarı kuluncuk, anasının bir süt bulutuna dönüşmesini nasıl da severdi! Memeleri ne kadar yumuşak, ne kadar dolgun, süt nasıl da tatlıydı! Anasının sütü boldu ve kuluncuk sütten boğulacak kadar çok içerdi. Başına karnının altına sokup o sütü içmek, doyulmaz bir zevk, bir mutluluktu onun için. Ah ne güzeldi o günler! Anasının bir yudum sütünde, anası, kendisi, yer yüzü virgülü gökyüzü, bütün dünya vardı. Karnı iyice doyardı da yine de anasının memesini bırakmaz, biraz daha, bir yudum daha içerdi. Oh, ne tatlıydı anasının sütü!
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Şimdi, taypalma yorga Gülsarı, son koşusunun bitiş noktasına ulaşmak için zorlanıyor, çırpınıyordu. Bugüne kadar, o bitiş çizgisine hiç böylesine yavaş, böylesine ağır varmamıştı. Çizgi hep bir adım ötesindeydi, ama bir adım attıkça çizgi de bir adım geriliyordu sanki.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
Taypalma yorga Gülsarı'nın, Aleksandrovka yokuşunun son defa tırmanmakta, son adımlarını atmakta olduğunu Tanabay elbette bilmiyordu. Hayvanın menduvana otu yemiş gibi başının döndüğünü, gözlerinin karardığını, dünyanın çember gibi yuvarlanıp üstüne üstüne geldiğini, çevresindeki her şeyin birbirine kovalarcasına akıp geçtiğini Tanabay nereden bilecekti? Önündeki uzun yol, Gülsarı'ya, zaman zaman kapkara, dipsiz bir uçurum gibi görünüyordu. İleride uzayıp duran ulu mor dağlar ise koyu-kara bir bulut idi. Bunları da bilemezdi Tanabay.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı
Bu defa Tanabay, Aleksandrovka yokuşuna nasıl çıktığının farkında bile olmamıştı. Kocayınca insan uysallaşıyor, yavaş yürümeyi alışkanlık haline getiriyordu. Aslında ne yavaş yürüyordu, ne de hızlı. Atı kendi haline bırakmıştı. Artık yola yanlız çıkıyordu. Dokuzyüz otuzlu yıllarda hep birlikte yürüdükleri, yola beraber çıktıkları arkadaşlarından kimse kalmamıştı. Bunların bazıları savaşta bir gün bazıları eceliyle ölmüştü. Bir kısmı da iyice kocadıkları için evlerinden çıkmaz olmuş, köşelerine çekilmiş, son günlerini yaşıyorlardı. Bugünün gençleri ise otomobile biniyorlardı. Kötürüm bir atın çektiği eski bir arabaya binip Tanabay'a eşlik edecek kimse kalmamıştı artık.
Sayfa 8·Kitabı okudu
Alıntı

Çağdaş Mahir Can

, bir kitap okudu
9/10
·108 syf.·
Beğendi
·
8 günde okudu
·
2025 8. kitabı
Jack London
7.9/10 · 43,3bin okunma