Buck bu işten hoşlanmasa da katlanmayı bildi, Dave ile Sol-Leks gibi yaptığı işten gurur duydu ve gurur duysalar da duymasalar da arkadaşlarının kendi paylarına düşeni adil biçimde yaptıklarını gördü. Makine düzeniyle işleyen sıkıcı bir hayattı. Her gün, tıpkı ötekine benziyordu.
Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hali vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hali, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hali sanatçıya etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez. İşte o aynı kendinden geçme hali, sürünün başında, ayışığının altında, kaslarını sonuna kadar zorlayarak, önünde hızla kaçan canlı yiyeceği kadim kurt çığlıkları içinde kovalayan Buck'ı da etkisine aldı. Benliğinin derinliklerinin sesi, benliğinin kendinden de derin olan ve Zamanın dölyatağına kadar giden parçasının sesiydi, haykırdığı. Onu etkisi altına alan şey, içinde sonuna kadar yükselen hayattı, varoluşun o büyük dalgasıydı; kendini kaptırdığı şey, tek tek her bir kasından, ekleminden ve sinirinden duyduğu mükemmel hazdı; hareket etmeyenin üzerinde, ölü maddenin teninde kabına sığmayan bir sevinçle uçarak kendini hareket içinde ifade eden, parıldayan ve taşan ölüm karşıtıydı, ölüm olmayan her şeydi onun efendisi.
Eski içgüdülerin kışkırtması sonucu belli zamanlar insanoğlunu güvenli şehirlerden ormanlara ve geniş ovalara sürükleyen kimyasal maddelerce fırlatılan kurşunlarla can almak; kan dökmeni şehveti; öldürmenin hazzı -işte o an Buck'ın içindeki şey de oydu, yalnız onda çok daha derinlerdeydi. O küçük yabaniyi, o canlı et parçasını kendi dişleriyle öldürmek ve burnunu gözlerine kadar sıcak kanın içine sokmak için köpek sürüsünün başında akıp gidiyordu.
Tepelerinde kutup ışıklarının soğuk soğuk parladığı veya yıldızların buz danslarını yaptığı ve toprağın, kardan örtüsü altında hissiz ve donmuş yattığı bir yerde haskilerin şarkısı, hayatımı dolmuşluğuna meydan okuma gibi görülebilirdi belki; ama aslında alçak perdelerden, uzun feryatlarla ve iç çekişlerle söylendiği için daha çok hayatın yakarışı, varoluşun ıstırabını dile gelişiydi. Eski bir şarkıydı, soyun kendisi kadar eskiydi; gencecik bir dünyanın ilk şarkılarındandı ve şarkıların hüzünlü olduğu günlerden kalmaydı. Sayılamayacak kadar çok koşan acılarıyla dolu bu yakarışlar Buck'ta tuhaf bir heyecan ve dalgalanma yaratıyordu. Hayatın acılarına hıçkıra hıçkıra ağlarken vahşi atalarının acılarına feryat ediyor, soğuğun ve karanlığın korkusu ve gizemiyle inlerken, atalarının korkusunu ve gizemini dile getiriyordu. Onu ateş başında ve dam altında yaşadığı yıllardan çok gerilere, hayatın henüz taze bir başlangıç yaptığı uluma çağlarına götüren süreç tamamlanmıştı ki bu şarkı Buck'ın içine içliyordu.