Çağdaş Mahir Can

O andan sonra ikisi arasında olan şey, savaştı. Lider köpek ve takımın kabul edilmiş efendisi olan Spitz, üstünlüğünün Güney Topraklarından gelen şu tuhaf köpek tarafından tehdit edildiğini hissediyordu. Ve Buck ona çok acayip geliyordu çünkü tanıdığı Güneyli köpeklerin arasından, kampta veya yolda dikkate değer tek bir tane bile çıkmamıştı. Hepsi de soğuğa, açlığa ve ağır işe dayanamayıp ölen yumuşak köpeklerdi. Ama Buck, başkaydı. Sadece o bu şartlara dayanarak gelişmiş; güçte, vahşilikte ve kurnazlıkta haskilerle eşit dereceye gelmişti. O da diğerlerine egemen olabilecek bir köpekti ve onu tehlikeli kılan şey, kırmızı kazaklı adamın sopasının, egemenlik hırsındaki kör cesareti ve aceleciliği öldürmüş olmasaydı. Rakipsiz ölçüde kurnazdı ve ancak ilkellerde biraz sana bilecek bir sabırla zamanının gelmesini bekleyebilirdi.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Üstelik Buck sadece deneyimlerinden öğrenmiyordu; uzun zaman önce ölmüş içgüdüleri tekrar canlanıyordu. Belirsiz de olsa soyunun gençlik günleri aklına düşüyor, insanların ortaya çıkmasından önceki zamanın ormanlarında vahşi köpeklerin sürüler halinde dolaştıklarını ve henüz canlı olan av etleri kaçarken onları yakalayıp öldürmelerini hatırlıyordu. Rakibinin boydan boya biçtiği saldırı türünü, hızlı kurt ısırığını öğrenmek, onun için bir ödev değildi. Unutulmuş ataları da böyle dövüşürdü zaten. O atalar Buck'ın içinde eski hayatın canlanmasını çabuklaştırıyor, soylarının kalıtsal mirasına damga vuran bu eski numaralar, Buck'ın numaraları haline geliyordu. Herhangi bir çaba göstermeden, keşfetmek zorunda kalmadan, sanki her zaman onunmuş gibi ortaya çıkıyordu bu numaralar. Dingin soğuk gecelerde burnunu bir yıldıza dikerek kurtlar gibi uzun uzun uluduğunda, yüzyılların ötesinden ve onun ağzından burunlarını yıldızlara dikerek asıl uluyanlar, ölüp toz olmuş atalarıydı. Ve Buck'ın dalgalanan sesi, onların dalgalanan sesiydi; onların kederlerini dile getiriyor, dinginliğin, soğuğun ve karanlığın onlar için ne demek olduğunu anlatarak nameleniyordu. Böylece hayatın kimi zaman nasıl başkalarının iradesine göre yön aldığının göstergesi olan o kadim şarkı Buck'ın sesin dalgalanıyor ve Buck, gerçek benliğini buluyordu. Benliğini buluyordu çünkü insanoğlu Kuzeyde sarı bir maden bulmuştu ve çünkü Manuel, karısının ve kendisinin küçük kopyalarının ihtiyaçlarını karşılamaya ücreti yetmeyen bir bahçıvan yardımcısıydı.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Alıntı
O sahne, daha sonra sık sık Buck'ı uykusundan ziyarete gelerek rahatsız edecekti. Demek burada işler böyle oluyordu. Adil oyun diye bir şey yoktu. Bir kere yere düştün mü sonun geldi demekti. Eğer öyleyse, o da hiçbir zaman yere düşmeyecekti. Spitz dilini dışarı çıkartarak tekrar güldü ve o andan itibaren Buck keskin ve ölümcül bir kinle ondan nefret etti.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Alıntı
Buck'ın Dyea Sahili'ndeki ilk günü kabus gibiydi. Geçen her saat, sarsıcı, dehşete düşürücü şeylerle doluydu. Uygarlığın kalbinden birdenbire ve şiddetle çekilip alınarak ilkel dünyanın ortasına fırlatılıp atılmıştı. Aylaklık etmek, haylazlık yapmak ve sıkılmaktan başka hiçbir şey yapmadığı, tembel ve güneşli bir hayat değildi bu. Burada ne huzur, ne rahat, ne de bir an olsun güven vardı. Sürekli bir kargaşa, bir hareket oluyordu ve hayatı, her an tehlikedeydi. Sürekli uyanık olmak şarttı çünkü buradaki köpekler ve insanlar, şehir köpeği ve insanı değillerdi. Yabaniydiler; sopanın ve dişin yasasından başka yasa tanımayan vahşilerdi.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Alıntı
Feci dayak yemişti (bunu biliyordu) ama kırılmamıştı. Elinde sopa olan bir adama karşı hiçbir şansının olmadığını, ve son defa öğrenmişti. Dersini almıştı ve bundan sonra hayatı boyunca bu dersi unutmadı. O sopa her şeyi açıkça ortaya seriyordu. O sopa, ilkel yasanın egemenliğiyle tanışmasıydı ve Buck için bu daha yolun yarısıydı. Hayatın gerçekleri çok daha şiddetli bir boyut kazanacak ve Buck, bu boyutta korkusuzca, içinde o zaman da dek gizli kalmış bütün şeytanlığın uyanmasıyla yüzleşecekti. Günler geçtikçe kimi kafeslerin içinde, kimi boynunda iple; bazısı yumuşak başlı, bazısıysa kendisi gibi öfkeli ve kükreyen köpekler geliyor ve Buck, bu köpeklerin her biri kırmızı kazaklı adamın egemenliği altına girerken onları izliyordu. Bu vahşi ve acımasız gösteriyi tekrar tekrar izlerken aldığı ders, artık Buck'ın içine iyice yerleşmişti: Elinde sopa olan adam, kuralları koyandır; emirleri yerine getirilecek olan efendidir ama ona yaltaklanmak şart değildir.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı