İnsan anlamak, gözlemlemek, çıkarım yapabilmek için her şeyden önce yaşayan bir varlık olarak kendinin farkında olmalıdır. Yaşayan insan kendini ancak istekleriyle, yani kendi iradesinin bilincinde olarak bilir. Yaşamanın özünü teşkil eden iradesinin ise sadece ama sadece özgürse bilincinde olabilir.
Ruhsal bünyede meydana gelen bir açılmanın neden olduğu ruhsal yara fiziksel bir yaraya benzer, her ne kadar garip görünse de, hem ruhsal yara hem de fiziksel yara, derin bir yaranın iyileşip kapanması gibi, sadece taşan yaşam gücüyle iyileşebilir.
İnsan aklı olayların nedenlerini bir bütün olarak anlayamaz ama nedenleri arayıp bulma ihtiyacı insanların ruhunda vardır. Olayların, her biri tek başına neden olarak görülebilecek sayısız ve karışık koşulunun derinine inmeyen insan aklı karşısına çıkan, anlaşılmaya en yakın nedene sarılır ve “İşte neden bu,” der.
Oyunu kaybeden iyi bir satranç oyuncusu, bu kayba kendi hatalarının yol açtığına içtenlikle inanır ve hatayı oyunun başlangıcında arar ama oyun boyunca attığı her adımda benzer hatalar yaptığını ve hiçbir hamlesinin mükemmel olmadığını unutur dikkatini çeken hatayı rakibi bu hatadan faydalandığı zaman fark eder. Zamanın belli şartları içinde gerçekleşen, tek bir iradenin cansız makineleri idare ettiği değil her şeyin farklı keyfiliklerden çarpışmasından doğduğu savaş oyunu bundan ne kadar karışıktır.