Eda Baş

Eda Baş
Kendi halinde, okur-yazar
97 okur puanı
Haziran 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·192 syf.··
2021 2004. kitabı
Aristoteles’in düşünce mirası yalnızca felsefenin soyut alanıyla sınırlı değildir; onun politika, etik ve eğitim üzerine geliştirdiği görüşler, çağlar boyunca eğitimin hem teorik hem de pratik yönünü şekillendirmiştir. Eğitim Üzerine, Aristoteles’in dağınık metinlerinde yer alan eğitim felsefesine dair görüşlerini bir araya getiren, modern eğitim anlayışına da yön verebilecek temel ilkeleri sunan önemli bir eserdir. Kitap, Aristoteles’in eğitimle ilgili düşüncelerini toplu bir şekilde sunarken, çocukların eğitimini yalnızca bireysel gelişim açısından değil, devletin düzeni ve ahlaki yapısı açısından da ele alır. Aristoteles’e göre eğitim, özel bir mesele olmaktan ziyade toplumsal bir sorumluluktur; amacı, iyi yurttaşlar yetiştirmek, bireyin erdemlerini geliştirmek ve toplumsal düzenin korunmasına katkı sağlamaktır. Kitapta özellikle eğitimin devlet politikasıyla ilişkisi, erdem kavramının eğitime yansıması, beden eğitimi ile zihinsel eğitimin dengesi, sanat ve müziğin karakter gelişimindeki rolü ile eğitimin yaş gruplarına göre kademelendirilmesi ön plana çıkar. Aristoteles’in eğitim anlayışı, onun etik ve politika görüşleriyle sıkı bir bağ içindedir. Nikomakhos’a Etik ve Politika eserlerinde temellendirilen “orta yol” ve “erdemli yaşam” ilkeleri, eğitim bağlamında bireyi akla uygun, ölçülü, erdemli ve topluma faydalı bir insan olmaya yönlendiren bir süreç olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle kitap yalnızca pedagojik bir metin değil, Aristoteles’in bütüncül düşünce sisteminin bir parçası olarak okunmalıdır. Eserin değerini üç açıdan değerlendirmek mümkündür: tarihsel olarak, Antik Yunan’da eğitimin birey-toplum-devlet ilişkisi içinde nasıl kavrandığını gösterir; felsefi olarak, modern eğitim felsefesinde hâlâ tartışılan “ahlak mı, bilgi mi önceliklidir?” sorusunun
Eğitim ÜzerineAristoteles · Say · 200859 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayatım başka türlü olsaydı ne olurdu?
Puan vermedi·282 syf.··
2024 5. kitabı
Aslında hepimizin zihninde dönen o soruya odaklanıyor: “Hayatım başka türlü olsaydı ne olurdu?” Roman, kahramanı Nora’nın yaşamla ölüm arasındaki o kırılgan noktada, sayısız alternatif yaşam ihtimaliyle yüzleşmesini anlatıyor. Haig’in en büyük başarısı, ağır konuları (pişmanlık, depresyon, intihar) karanlığa gömmek yerine, insana umut veren bir şekilde işleyebilmesi. Hikâye, edebi açıdan çok katmanlı veya deneysel değil; dili basit, kurgusu tahmin edilebilir. Ama tam da bu sadelik, kitabın samimiyetini güçlendiriyor. “Gece Yarısı Kütüphanesi” okura büyük edebi hazdan ziyade içsel bir nefes alanı açıyor. Zor bir dönemden geçenler için, adeta “yalnız değilsin, denemeye değer” diyen bir dost sesi gibi. Kimi okurlar, kitabı fazla iyimser ya da kişisel gelişim tadında bulabilir; bu eleştiri haksız da sayılmaz. Ancak Haig’in amacı derin felsefi tartışmalar yapmak değil, yaşamın kıymetini hatırlatmak. Bu açıdan bakıldığında kitabın naifliği bir zayıflık değil, bilinçli bir tercih gibi görünüyor. Çeviri tarafında ise Kıvanç Güney’in işi çok temiz. Cümleler akıcı, gündelik dile yakın ama sıradanlığa düşmüyor. Özellikle diyaloglarda doğallık korunmuş; okur, metnin yabancı olduğunu hissetmeden içine girebiliyor. Domingo’nun baskı kalitesi de yine güven veriyor. “Gece Yarısı Kütüphanesi”, büyük edebiyat eserlerinden biri değil; ama umut, huzur ve hayatı yeniden düşünme ihtiyacı duyanlar için güçlü bir eşlikçi. Nora’nın hikâyesi, okura bir mesaj bırakıyor: Hayatın kusurlarıyla da değerli olduğunu fark etmek, belki de en büyük özgürlük.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,1bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2024 8. kitabı
Fransız düşünür Frederic Paulhan’ın 1909’da kaleme aldığı La morale de l’ironie adlı eser, kısa hacmine rağmen yoğun bir felsefi sorgulama barındıran bu çalışma, özellikle birey-toplum gerilimini ve ahlak kavramının görünmeyen yüzünü ele alışıyla dikkat çeker. Eser dört bölümden oluşur: “İnsandaki çelişme”, “Ahlakın rolü”, “Ahlakın ahlaksızlıkları” ve “Ahlaksal duruş olarak alay.” Bu bölümlerin örgüsü Paulhan’ın ana tezi olan bireysel ben ile toplumsal ben arasındaki sürekli çatışmanın altını çizer. Ona göre her insanda hem özgün, çıkarcı, bireysel bir yan; hem de toplumsal hayatın getirdiği normlara ve dayanışmaya yakın bir yan vardır. Ahlak, bu iki yönü uzlaştırmaya çalışırken aslında yeni çelişkiler üretir, hatta çoğu zaman kendi içinden “ahlaksızlık” doğurur. Paulhan’ın temel iddiası, ahlakın saf ve aşkın bir değer sistemi değil, toplumsal düzeni sürdüren, kimi zaman da bireyi baskı altına alan bir mekanizma olduğudur. Bu bakış açısı, ahlakın olumlayıcı yüzü kadar karanlık yanını da görünür kılar. Özellikle “Ahlakın ahlaksızlıkları” başlığı, ahlakın kimi zaman şiddeti, dışlamayı ve ikiyüzlülüğü besleyebildiğini ortaya koyar. Eserin son bölümü ise ironiyi bir dilsel oyun olmaktan öte, ahlaka karşı takınılabilecek bir eleştirel duruş olarak ele alır. Paulhan için ironi, yalnızca eleştiri değil aynı zamanda özgürleştirici bir düşünsel mesafedir; insanı dogmatik ahlak anlayışından koruyan bir zihinsel stratejidir. Üslup açısından bakıldığında, Paulhan sistematik ve teknik bir felsefeci olmaktan çok, aforizmalara ve denemeci bir dile yaslanır. Yoğun, kısa ve keskin cümlelerle ilerler; bu da ironiyi teorik bir savunu olmaktan çıkarıp yazının biçimine de sinen bir tutum haline getirir. Bu yönüyle metin, okuyucuyu yalnızca düşünmeye değil, aynı zamanda eleştirel bir ruh
Ahlakın AhlaksızlığıFrédéric Paulhan · Dorlion · 202311 okunma
8/10
·280 syf.··
2024 21. kitabı
Pınar İlkkaracan’ın derlediği Müslüman Toplumlarda Kadın ve Cinsellik adlı eser, kadınların cinselliğini merkeze alarak Müslüman toplumlarda kadın kimliği, hakları ve özgürlükleri üzerine kapsamlı bir tartışma açar. Kitap, yalnızca Türkiye’deki değil Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya’daki farklı Müslüman ülkelerden akademisyenlerin, feministlerin ve aktivistlerin yazılarını bir araya getirerek, cinsellik meselesini çok boyutlu biçimde ele alır. İlkkaracan’ın bu çalışmayla hedefi, kadınların cinselliği üzerine süregelen suskunluğu kırmak ve konuyu sadece dini bir tartışma alanı olmaktan çıkararak toplumsal, kültürel, politik ve insan hakları bağlamında değerlendirmektir. Kitapta öne çıkan en temel tema, patriyarkanın kadın bedenini kontrol etme biçimleridir. Müslüman toplumlarda kadının cinselliği, bekâret, namus, örtünme, evlilik ve aile gibi kavramlar üzerinden denetime alınırken, bu durum hem bireysel özgürlüğü hem de kadınların yaşam hakkını doğrudan etkiler. Kadın bedeni çoğu kez “ailenin namusu” ile özdeşleştirilir ve bu anlayış erkek egemenliğini yeniden üretir. İlkkaracan ve diğer yazarlar, cinsel hakların aslında temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, kadının kendi bedeni ve cinselliği üzerinde söz sahibi olmasının demokratikleşme süreçleriyle de yakından ilişkili olduğuna dikkat çeker. Kitabın en güçlü yanlarından biri, Müslüman kadınların kendi deneyimlerine ve seslerine yer vermesidir. Böylelikle çalışma, dışarıdan bir gözün oryantalist bakışına sıkışmadan içeriden bir eleştiri ve sorgulama imkânı sunar. Disiplinlerarası yaklaşımıyla sosyoloji, antropoloji, hukuk ve kadın çalışmaları alanlarını buluşturan eser, aynı zamanda feminist hareket ile kadın hakları aktivizmine de doğrudan katkı sağlar. Bu açıdan yalnızca akademik
Müslüman Toplumlarda Kadın ve CinsellikPınar İlkkaracan · İletişim Yayınları · 2015181 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2024 11. kitabı
Annie Ernaux’nun ilk romanı Boş Dolaplar (1974), yazarın bütün edebiyatına yön verecek temaların başlangıç noktasıdır. Roman, genç bir kadının kürtaj masasında geçen iç monoloğunu merkez alır. Bu deneyim, anlatıcının çocukluğuna, ailesine, işçi sınıfına ait köklerine ve küçük kasaba yaşamının baskılarına dönmesine yol açar. Böylece bireysel bir travma, toplumsal bağlamıyla birlikte görünür olur. Ernaux’nun dili yalın, doğrudan ve keskindir. Anlatıcının öfkesi, utancı, arzuları ve çelişkileri süssüz bir biçimde aktarılır. Bu anlatım tarzı, otobiyografik yazının edebiyat içindeki gücünü hatırlatır. Kitabın başlığındaki boş dolaplar imgesi, çok katmanlı bir anlam taşır: Hem çocukluk evinin eksikliklerini ve yoksulluğunu, hem de anlatıcının duygusal ve toplumsal yalnızlığını ifade eder. Aynı zamanda bu boşluk, Ernaux’nun ileride bütün eserlerinde işleyeceği hafıza ve kimlik arayışına da işaret eder. Boş Dolaplar, yalnızca Annie Ernaux’nun yazarlık yolculuğunu anlamak için değil, kadın deneyiminin edebiyatta nasıl dönüştürülebileceğini görmek açısından da önemli bir kitaptır. Kürtaj, sınıf ayrımı, aile baskısı ve kadın kimliği gibi konuları çarpıcı bir gerçekçilikle ele alır. Ernaux’nun sonraki yapıtlarının habercisi sayılabilecek bu ilk roman, okuru sarsan, rahatsız eden ama aynı zamanda düşündüren güçlü bir metindir.
Boş DolaplarAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,327 okunma