Neredeyse bütün halk kültüründe bulunan dilden dile anlatılan klasik iki aşığın anlatıldığı halk öyküsüdür konusu.
Kitabın çevirisi oldukça iyi o duyguları ve atmosferi okuyucuya geçirebilen bir çeviri.
Yazarı, William Shakespeare hakkında söylenecek bir şey elbette yok kendisi kelimelerin dahisi. Kitaptaki benzetmeler ve kelimelerin göndermeleri o kadar güzel ki hızlıca bitirebilen bir eser.
Öznur AlpRomeo ve JulietWilliam Shakespeare
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,9bin okunma
“Hala mı korkuyorsun ölmekten?
Açlık yer etmiş yanaklarında,
Gözlerin ihtiyaç ve sıkıntını ele veriyor,
Nefret ve yoksulluk çökmüş omuzlarına;
Ne dünya senin dostun, ne de yasalar,
Seni zengin etmek için hiçbir yasa koymuyor dünya;”

Frankenstein’ı bilmeyen yoktur. Yeri geldimi korku filmlerinde, animasyonlar veya göndermelerde sık sık kafamızda yer edinmiş drakula, kurt adam, koca ayak tarzı bir karakterdir.
Orijinal fikrinin sahibi Mary Shelley’in Frankenstein kitabını okuyup asıl karakterlerin kim ve ilk nasıl ele alındığını merak ettiğim için sonunda kitabı okuma fırsatı buldum.
Kitap oldukça akıcı anlaşılır bir dile sahip. Okurken sayfalarını her seferinde ne olacak diye merakla çevirebileceğiniz bir kitap.
Kitabın konusunun ortaya çıkış fikride oldukça ilginç. Shelley ile arkadaşları kısa bir korku hikayesi yazma yarışına karar verir ve Mary Shelley, karakterini biliminsanı olan Frankenstein’ı ve başına gelen korku dolu bir konuyu yazmaya karar verir.
Kitapta bol bol İngiltere ve Fransa arasında gidip gelen Frankenstein’in betimlediği müthiş güzellikteki doğaya rastlıyoruz. Kitapta doğa her seferinde karakterlerin kendini sıkışık hissettiği yerlerde rahatlatan bir unsur görevi görüyor. Özellikle o kısımları kafasınızda kolaylıkla canlandırabiliyorsunuz.
Açıkçası daha fazla gerilim hissiyatı vereceğini düşünmüştüm kitabın fakat öyle bir etki bende yaratamadı.
Ek olarak kitabı okurken Shelley’in türk bir tüccarı “hain türk” diye tanımlaması ve karaktere kötülük yaptığı bir olay örgüsü vermesi ve daha bunun gibi bir kaç örneğe denk gelmem yazarın türk veya Ortadoğu’yla alakalı düşmanlığa ve önyargıya sahip olduğunu düşünmeme sebep oldu.
Kısacası klasikleşmiş bir kitap olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.