Para verip almayın sakın kütüphanede vs karşısınıza çıkarsa sıkılmamak için okuyabilirsiniz çünkü her şeye rağmen gerçekten akıcı bir kitap.
Ömer koç ve Aylin hanımın aralarındaki varsa yakınlığı merak ettiğim için okumak istemiş Ayşe kulin’in en iyi romanı olduğunu düşünmüştüm. Mola kitabı olarak hedefime ulaştırdı ancak merakımı giderdiğini söyleyemem. Ömer Koç meselesi sadece bir sayfada üstün körü geçiyor birlikte maskeli kostümlü bir partiye katılıyorlar. Ömer bey Aylin hanıma partiye insanlara yansıttığının tersine bir kılıkla rahibe kostümüyle katılmasını tavsiye ediyor kendisi de papaz olarak katılıyor. Kişisel merakım açısından bir anlam ifade etmedi. Kasım Gülek, tayibe Gülek, Fetullah gülen ve Aylin Hanım chp ve cia bağlantılarını merak etmeme sebep olduğu için aslında bir yerde de iyi oldu çok şaşırdım açıkçası ve biraz daha soğudum bazı şeylerden.
Kitabın adı Aylin’e övgü falan olmalıymış övülüyor da övülüyor ama neden anlamıyorum aksine o kadar övgüye rağmen yüzeysel biri imajı oluştu ben de. Tamam güzel bir kadındır eyvallah da tanıştığı her adamı etkilemiş olması gerçekçi değil. Ayşe kulin’e kalsa herkes Aylin’e aşık. Çizilmeye çalışılan özgür uçarı marjinal kadın imajına da katılmıyorum. O kadar marjinaldi de neden hep zengin erkeklere aşık oldu? Neden içlerinde bir tane bile faydalanamayacağı biri yok? Hayatı boyunca birilerinin özellikle erkeklerin desteğiyle var olmuş bir kadın üzgünüm ama örnek olacak ilham verecek bir hayat değil bu. Para ve dış görünüş her şeydir. Doğduğumuz aile kaderimizdir….
Aylin karakteri ve onun özelinde tüm yakın çevresi bu kitaptan sonra benim aklımda şaibeli kalacaktır. Beyaz Türklerin ışıltılı hayatını okuduk keşke kara yüzlerini de yazan olsa..
2017 yılında Nobel edebiyat ödülü alan Kazuo Ishıguro’nun “Beni Asla Bırakma” adlı romanı, Ishiguro’dan okuduğum ilk romandı ve kitabı okuyup bitirdiğimde karışık duygular yaşadım. Kitabı okurken pek çok eserle bağlantı kurdum -bu bağlamda kitap zihin açıcıydı benim için- ancak diğer taraftan kitap bende sebebini bilmediğim bir eksiklik hissi uyandırdı. Esere bir bütün olarak baktığımda bu eksiklik hissinin pek çok nedeni olabileceğini düşündüm: Yazarın diline ve üslûbuna alışkın olmamam, okuduğum metinlerde az da olsa edebî bir lezzet arıyor olmam, “ben anlatıcı”dan kaynaklı olarak metnin anlatımının bana tekdüze gelmesi, anlatılan konu son derece merak uyandırıcı olduğu halde konuya ilişkin detayların yetersizliği gibi sebepler ilk aklıma gelenler. Ancak kitabın son elli sayfasından sonra açıldığını ve finalde de bana çok derin bir hüzün duygusu yaşattığını da sözlerime eklemeliyim. Ben bu yazıda kitabı bendeki çağrışımlarımdan hareketle değerlendirirken diğer taraftan da “Kitap bize ne anlatmak istiyor olabilir?” sorusuna da cevap aramak istiyorum.
Kazuo Ishiguro’nun “Beni Asla Bırakma” adlı romanının kahramanı Kathy H., otuz bir yaşında, organ bağışçısı olması için klonlanmış insanlara bakıcılık yapan (kendisi de klon olan) bir kadındır. Sekiz ay daha çalıştığı takdirde bu işte on iki yılı dolacaktır. Önceleri bakıcılık yapacağı hastaları seçme hakkı yokken son yıllarda kendisine seçme hakkı verilmeye başlanmış ve Kathy de Hailsham’da (klonların eğitim aldıkları yatılı okul) beraber okuduğu arkadaşları Ruth ve Tommy’ye -farklı zamanlarda- bakıcı olma görevini üstlenmiştir. Romanda olaylar Kathy’nin ağzından anlatılır ve Kathy sık sık geçmişe dönerek roman boyunca yaklaşık yirmi beş yıllık bir süreci farklı dönemler halinde okuyucuya aktarır. Bu aktarımlar
2017 yılında Nobel edebiyat ödülü alan Kazuo Ishıguro’nun “Beni Asla Bırakma” adlı romanı, Ishiguro’dan okuduğum ilk romandı ve kitabı okuyup bitirdiğimde karışık duygular yaşadım. Kitabı okurken pek çok eserle bağlantı kurdum -bu bağlamda kitap zihin açıcıydı benim için- ancak diğer taraftan kitap bende sebebini bilmediğim bir eksiklik hissi uyandırdı. Esere bir bütün olarak baktığımda bu eksiklik hissinin pek çok nedeni olabileceğini düşündüm: Yazarın diline ve üslûbuna alışkın olmamam, okuduğum metinlerde az da olsa edebî bir lezzet arıyor olmam, “ben anlatıcı”dan kaynaklı olarak metnin anlatımının bana tekdüze gelmesi, anlatılan konu son derece merak uyandırıcı olduğu halde konuya ilişkin detayların yetersizliği gibi sebepler ilk aklıma gelenler. Ancak kitabın son elli sayfasından sonra açıldığını ve finalde de bana çok derin bir hüzün duygusu yaşattığını da sözlerime eklemeliyim. Ben bu yazıda kitabı bendeki çağrışımlarımdan hareketle değerlendirirken diğer taraftan da “Kitap bize ne anlatmak istiyor olabilir?” sorusuna da cevap aramak istiyorum.
Kazuo Ishiguro’nun “Beni Asla Bırakma” adlı romanının kahramanı Kathy H., otuz bir yaşında, organ bağışçısı olması için klonlanmış insanlara bakıcılık yapan (kendisi de klon olan) bir kadındır. Sekiz ay daha çalıştığı takdirde bu işte on iki yılı dolacaktır. Önceleri bakıcılık yapacağı hastaları seçme hakkı yokken son yıllarda kendisine seçme hakkı verilmeye başlanmış ve Kathy de Hailsham’da (klonların eğitim aldıkları yatılı okul) beraber okuduğu arkadaşları Ruth ve Tommy’ye -farklı zamanlarda- bakıcı olma görevini üstlenmiştir. Romanda olaylar Kathy’nin ağzından anlatılır ve Kathy sık sık geçmişe dönerek roman boyunca yaklaşık yirmi beş yıllık bir süreci farklı dönemler halinde okuyucuya aktarır. Bu aktarımlar
Ishiguro'nun Günden Kalanlar'dan sonra okuduğum romanının çatısı çocukken ebeveynini kaybetmiş bir dedektifin üç paralel hikayesi üzerine kurulu. Dedektif Christopher Banks'in evlatlığı olan Jennifer'la hikayesi, sevdiği kadın olan Sarah'la hikayesi ve anne babasıyla hikayesi. Ama merkezde anne ve babasıyla hikayesi var. Çocukken kaybettiği anne ve babasını arayışı Christopher'ın bir bir baba ve sevgili olarak yapması gerekenlerin önüne set çeker. Öyle ki Sarah'la yaptıkları kaçma planı anne ve babasını bulma ihtimali tezahür edince kaybolur. Aslında onun yaptığı bir tercihten çok kaderin omuzlarına yüklediği görevdir. Hayatını yaşamak yerine kaybettiği ebeveynini bulmak onun için bir varoluş meselesidir öyle ya onlar kaybolduktan sonra dedektif olmuştur. Dolayısıyla bu arayışın sevgilisinin ve evlatlığının önüne geçmesi gayet doğaldır. Romanın sonunda annesini Hong Kong'da bir bakımevinde bulur ama artık çok geçtir. Annesi hiçbir şey hatırlamaya ak kadar hasta ve ölüme yakındır, sevgilisi Sarah yıllar önce başkasıyla evlenmiş ve ölmüştür, evlatlığı Jennifer ise ilk gençliğini geride bırakmış, bir kırıklığının yarasını taşıyan bir kadındır.
Öksüzlüğümüz gönüllü olarak değil zorunlu olarak yaşanan bir hayatın romanıdır.
ÖksüzlüğümüzKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 2017551 okunma