Ömer! Sen bırakıp gidiyorum. Bunun bana ne kadar acı geleceğini, hayatta senden başka hiç kimsem olmadığını bilirsin… Senin de benden başka kimsen olmadığını biliyorum. Buna rağmen seni bırakıp gideceğim… Emine teyzenin evinden çıkıp senin arkana takılarak geldiğim günden beri bunun böyle olacağı hakkında içimde garip bir korku vardı... Bunu kendimden ne kadar saklamaya çalışsam, bir fırsatını bulup tekrar kafamda beliriyor ve beni çok üzüyordu. Bu korkunun sebepleri düşündüm, üç ayı geçen beraber hayatımız esnasında, bu anın gelmemesi için neler yapmak lazım olduğunu araştırdım, nihayete kendimi tesadüflerin ve hayatın eline bırakmaktan başka çare kalmadığını gördüm… Bilmem sana söylemeye hacet var mı? Ömer, benim sevgili kocacığım, biz, hiçbir tarafları birbirine benzemeyen, hiçbir müşterek düşünceleri ve görüşleri olmayan iki insanız… Kim bilir ne gibi sebeplerle tesadüf bizi birleştirdi. Sen beni sevdiğini söyledin, ben buna inandım. Ben de seni seviyordum… Hem nasıl seviyordum… Hislerimde bugün de bir değişiklik yok. Fakat niçin seviyordum, işte bunu bulamadım ve beni düşündüren, seninle olan hayatımızın devamından şüphe ettiren bu oldu. Seni niçin sevdiğimi bir türlü bilmiyordum. Huylarını, yaptığın işleri, beğenmiyordum demeyeyim, fakat anlamıyordum. Sen de benim birçok şeylerimi anlamadığını inkar edemezsin. Böyle olduğu halde nasıl böyle bir kuvvet bizi birbirimize bu kadar sağlam bağlamıştı? İlk andan itibaren tamamıyla başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve seni gördüğüm zaman içimi sevinçle dolduran neydi? Acaba şu senin her zaman bahsettiğin ve her hareketinin kabahatini kendisine yüklediğin şeytan mı? Son günlerde ben de bundan korkmaya başladım. Şimdiye kadar daima, düşünüp doğru bulduğum şeyleri yapmaya alışmıştım…
Sayfa 227 - Macide’nin Ömer’e yazdığı mektup.·Kitabı okudu
Çok süslü kelimelerim yok öyle. Çünkü .. işte .. Sabahattin Ali kadar iyi bir yazar değilim ben. Kitabını bile yorumlarken küçük hissediyorum kendimi. Öyle bir lütuf ki Sabahattin Ali öyle bir hediye ki... Türk Edebiyatının kesinlikle ama kesinlikle yapı taşı. Keşke erkenden öldürülmemiş olsaydı da birçok eserine daha sahip olabilseydik. Geçen gün Livaneli’nin “Serenad” kitabını okumuştum ve fazla beğenmediğimi söylemiştim. Burada bir inceleme yaptım mı hatırlamıyorum fakat diğer sosyal mecrada “Serenad” kitabının öğretici olduğunu fakat dil olarak beni tatmin etmediğini söylemiştim. Bazı arkadaşlarım bana kızmıştı “İrem sen ne saçmalıyorsun?” Diye.. İşte “İçimizdeki Şeytanı” bitirince kendime kendime dedim ki: “BU!”
“Anlatmaya çalıştığım şey buydu; o bu kitapta barınıyor”. Dil, üslup, gözlem gücü, psikolojik tahlil... nasıl bu kadar başarılı yapabilir ki bu? Romandaki karakterleri dış görünüş olarak belki fazla hayal edemeyiz ama iç olarak öyle güzel anlatmış ki Sabahattin Ali hayretler içerisinde kaldım. Diğer iki romanını da okumuştum . Yazar bu başarıyı her romanında karşılıyor. Nasıl oluyorda bir kadının içini bile bu kadar güzel çözümleyip yazıya aktarabiliyor. Romandaki hiçbir karakteri küçültmüyor, kötülemiyor onların hayat karşısındaki tavırlarını gösterirken onlara bizi düşman etmiyor. Her bir karakter öyle derin ki hepsiyle aramda bir bağ oluştu. Özellikle Macide’nin Ömer’e yazdığı mektupta bir kadın olarak kendimi buldum. Hayatımın hiçbir döneminde bu mektubu unutmayacağım. Hatta özetini çıkarıp kitabın içine koyduğum kağıda mektubu da bırakıyorum yalan yok ara sıra kütüphanenin önünden geçerken açar okurum ben :) buraya da alıntısını bırakacağım ayrıca. İyi bir okur zaten bu kitabı okur. Okuyun okutun zırvalıklarına girmeyeceğim. Ayrıca şunu da belirtmek
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Bana öyle geliyor ki, sizin gülmenizle kızmanız, iltifat etmenizle azarlamanız arasında hiçbir fark yoktur... Size ait hiçbir şey çirkin olamaz sanıyorum.