salaklıkları ve delilikleri nedeniyle hak
ettikleri felaket alçakların eğitileceği tek okuldur.
Uyurgezerleri kâhin yapamayacağımız gibi bu
doğuştan körlere de ışığı sevdiremeyiz,
Ölüm, tek kelimeyle, her
şeyin anlamıdır, insan ölüm karşısında sıradan
bir şeydir yalnızca, halklar da aynı; Tarih bir
tutkudur, azaptır, kurbanları sürüyledir, içinde
yaşadığımız dünya cehennemdir, hiçliğin
ılımlılaştırdığı bir cehennem. Bu cehennemde,
kendini tanımayı reddeden insan kendini feda
etmeyi tercih eder, o çok kalabalık hayvan
türleri gibi, çekirge sürüleri, fare orduları gibi
feda etmeyi tercih eder, içinde yaşadığı dünyayı
yeniden düşünmektense yok olmanın daha yüce
olduğunu, sayılamayacak kadar çoklukla yok
olmanın yüceliğini hayal eder.
insanın dönüştürdüğü
dünya bir kez daha insan zekâsından kaçıyor,
hiç olmadığı kadar ölümün gölgesinde inşa
ediyoruz binalarımızı, ölüme bizim şatafatımız
miras kalacak, çıplak olma vakti yaklaşıyor,
geleneklerimiz giysiler gibi birbiri ardına
üzerimizden düşerek bizi çıplak bırakacaklar,
ancak o zaman yargılanacağız, dışımız çıplak
içimiz boş, ayaklarımızın altında uçurum,
başlarımızın üzerinde kaos.
kişisel not; nefis bir cümle tam bir doktorin bu kitap. :D
Kader Tarih’e geri
dönüyor ve birden bire nereye doğru yol
aldığımızı, başımıza gelenin nedenini soruyoruz
kendimize, giderek daha insani bir yaşama eşlik
edecek sınırsız bir ilerlemeye babalarımızın
duyduğu boş güven demek ki uçup gitti
İçinde yaşadığımız şehirler ölümün okullarıdır,
çünkü gayri insanidirler. Bu şehirlerin her biri
uğultunun ve leş kokunun kesiştiği kavşaklar
halini almıştır, her biri binalardan oluşan bir
kaos olmuştur, bu şehirlerin içine
milyonlarcamız yığılarak, yaşama nedenimizi
yitirmekteyiz. Biz çaresiz bahtsızlar, kendimizi
saçmalık labirentine iyi kötü girmiş hissediyoruz
ve buradan ancak ölümüz çıkacak, çünkü bizim
yazgımız daima çoğalmakta, tek amacımız da
sayısızca ölmekte