Teodota

Teodota
“ Belki de gerçek olan hiçliktir.. ve hayatımız var olmayan bir rüyadır. ..“
8/10
·80 syf.·
2019 29. kitabı
Antigone Sophokles'in en ünlü eserlerinden birisidir. MÖ 450 yıllarında Antik Yunan'da bu tragedya sahnelenmiştir. Antigone; Sophokles'in Karal Oidipus Tragedyası'nın devamı niteliğindedir. Bağımsız olarakta bir çok yönüyle incelemeye değer bir Antigones karekterini yaratmıştır. Günümüze kadar bir çok dönemde de sahnelenmiştir. Kitabın konusu 2 erkek kardeşi ölen Antigone'nin Kral tarafından hain ilan edilen Polyneikes'in (küçük kardeş) geleneklere uygun gömülmesine engel oluması ve Antigone'nin bu emire karşı gelip gizlice kardeşini geleneklerine uygun bir şekilde gömmesi ve bunun üzerine gelişen olaylar.. Erk'lerin ( yasalar-Tanrı'lar-gelenekler-inançlar) ilişkisi içerisinde dönüşümlü olarak birbirlerini sorguladığı bir kitap haline getirmiştir Slavoj Zizek, Aslına uygun olarak ele aldığı kitabı bir bölümden sonra, 3 farklı biçimde ele almaktadır. 1- Kral Polyneikes'in geleneklere uygun şekilde gömülmesine izin vermez. Antigone gizlice gömü işlemini gerçekleştirir ölüm cezasına çarptırılır ve ölür. Kralın oğlu Antigone'nin kocası Haimon, karısının öldürülmemesi için babasını ikna etmeye çalışır. Fakat ona karşı gelemez bu acıya dayanamayıp Antigone'nin öldüğü yerde oda ölümü seçer. Kral, koro ve halk tarafından zalimliği ve bu trajediye neden olduğu için suçlanır.. (Halk memnunsuzdur) 2- Koro (meclis-Bilge danışmanlar) Kralı ikna ederler,Kral aynı zamanda dayısı olduğu Polyneikes'in ölüm işlemini Antigone ile yapar. Geleneklere uygun şekilde. Bu durum halk arasına yayılır. Bir haini gömenin doğru olmadığını düşünen halk, huzursuzluk çıkar ve halk kralı ve Antigone'yi öldür. (Halk memnunsuzdur) 3-Koro( Meclis- yasa koyucular-Bilge danışmanlar) Kral'ın aldığı kararı doğru bulmazlar. Yönetimi ele geçirirler önce Kral'la çatışırlar sonra da Antigone ile. Ve her
Edebiyat
Antigone'nin Üç YaşamıSlavoj Zizek · Encore Yayınları · 201646 okunma
Reklam
8/10
·272 syf.·
2019 6. kitabı
Bir kitap beni öylesine sıkmıştı ki, bu kitabın kötü olduğundan değil, üstümde bıraktığı garip bir hissizlik, üstüne düşünememe.. ya ben ona hazır değildim, ya da kaçtım bilmiyorum. 1 ay boyunca o kitapla gezmek ve eziyete dönüşen birlikteliğe son vermeye karar vermemle beraber, Kendime kısa ama güzel kitaplar araştırırken karşıma çıkan bir yazar Sevgi Soysal. Yazar hakkında tek bildiğim 40 yaşında ölmüş olması. Benim içinde bu kadarı yeterli. Tante Rosa okuduğum ilk Sevgi Soysal kitabı. Ardından Tutkulu Perçem, yazarın ilk kitabını okudum. Bu kitap yazarın kendi anlamlandırmalarını içeren biraz da hissediş kitabı, bana Aslı Erdoğan’ın Hayatın sessizliğinde isimli kitabını anımsattı. Okuduğum dönemlerde; duygu yoğunluğum yazarın duygularıyla örtüştüğü bir dönemdi ve etkilendiğimi inkar edemem.. Aynı etkilenmeyi sanırım Tutkulu Perçem’de hissetmedim en azından o hüzünle sarmalanmış derinliği.. Yazarın kendine has şiirsel dili, Bazen yorduğunu bazen cümleleri anlamlandırmakta zorlandığım doğrudur. Belki de yazarın garip güçlü yanı yazılarına da yansımasından olabilir. Şu bir gerçek ki yazar; yaşanmışlıkları trajediye çevirmekten hoşlanmıyor. En azından bende bıraktığı izlenim ve saygı uyandıran yönü. Kendine dair imgeleriyle birazda kendisi için yazdığı bir eser. Siz ne anlarsanız anlayın der gibi :) Tante Rosa ise; Yazarın ilk kitabına göre düşünmeye yönelik kurguladığı bir kahraman. Kadın ve kadın hallerine dair. Okuduğum bir çok kadın eksenli kitaba nazaran asla yenilmiş bir kadın değil o. Okur genelde kadın yazarların sistem içinde ki kültürel, toplumsal dayatmaları vs vs içinde kıvrandığını, çektiği sancıları görmekten zevk duyar. Hele kadınlar cidden bundan garip bir haz alıyor. Zerrelerimize kadar işlemiş her ne kadar aksini iddia etsekte acı çeken kadınlardan ya
Yenişehir'de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20122,966 okunma
8/10
·65 syf.·
2020 5. kitabı
Yazarın okuduğum 3. Kitabı .. sanırım en sevdiğim kitabı olacak. Nedeni şöyle açıklayacağım öncelikle öykü kitabı değil. Başlıklar altında yazarın yaşam anekdotları ve üstünde bıraktığı düşünce ve duygu... Duygu öyle vıcık vıcık duygular değil. Yazarın kendi anlamlandırmaları somutlamalarıyla bir kaç kelime veyahut cümlede betimlediği o bakış açısında sürekli varolan duygularını sadece gerçekçi bir dille ifade şekli. Öykü kitaplarını sevmiyorum ama bu tarz kitapları seviyorum hissediş ( daha doğrusu yazarın hissedemeyişini) oldukça beğendim. 73 yaşında yazarımız hasta ama çocukluğuna dönüyor, gençlik dönemlerine, bir arkadaşıyla, hastanede ki halleri..vs vs 20 başlık altında :) hepsi birbirinden güzel anlatımlar.. kısa, net çarpıcı :) büyük cümleleri yok, kendine dair yermeleri bol. Hayatın içinde ki küçük kesitler.. Okurken hüzünlendiğim bazı bölümlerde ( hüznümü açıklamak isterim- hüzünlendim- içinde acıma barındırmayan, saygı uyandıran, bakış açısı, gerçeklikten kopmayan, abartmayan, yüceltmeyen, yaşanmışlıkları trajedi haline getirmeyen, melankolinin içinde bile o gerçekçiliğin elini bırakmayan sahicilik ) çok beğendim.. hiç bu kadar keyif alacağımı umut etmiyordum.. her başlığı kendi içinde özel anlatımlar .. okunmalı.
Edebiyat
KapanVüs'at O. Bener · Yapı Kredi Yayınları · 2018880 okunma
8/10
·264 syf.·
2020 3. kitabı
John Maxwell Coetzee'nın okuduğum ilk kitabı. Kitap benim açımdan iki bölümden oluşmakta. İlk bölüm Profesör David Lurie'nin yaşlılığıyla ve karşı cinsle olan ilişkilerinde kendini o ilkel dürtülerin farkında olması fakat bunları dizginlemek adına çaba sarf etmeyişi hatta bu arzuların dizginlenişinin insanın doğasına aykırı olduğuna dair felsefi söylemler ardından kendinden 30 yaş küçük öğrencisiyle yaşadığı ilişki ve bu ilişkinin ifşa olmasından sonra üniversitenin disiplin kurulu tarafından sorgulanmasını etik bulmadığını çok kişisel bir yaşayışı toplumsal statülerden dolayı (öğretmen-öğrenci; güçlü ve güçsüz- yaş farkı) gibi kavramlarının içine çekilip sorgulanmasını doğru bulmadığı hatta buna savunma bile yapmanın gereksiz olduğuna dair benim beğendiğim Profesör David Lurie'nin entelektüel iç konuşmalarıyla kendini acımasız eleştirileri kendine dair dürüstlüğü, oldukça keyifli bir bölümdü diyebilirim. Tartışmaya açılmış ahlakçıları sinir edebilecek bir çok konu var diyebilirim bu bölümde.. İkinci bölüm ise David'in üniversiteden istifa edip kırsal yaşam çiftlik hayatını seçmiş olan kızı Lucy'in yanına gidişi.. ve aslında gerçekten durağan sıkıcı kasvetli bir o kadar ilk bölümde okurun havai sorgularını karşısına dikilen ikinci bölüm işte gerçek anlamda sorgulamanın düşüncenin kelimelere dökülen kısmından ziyade.. Yaşananların utancı. Utanç duygusunun gerçek anlamda ne ifade ettiğine dair.. söylemlerden çok utancın oluşunu okuyoruz... Kent ve kırsal - her iki yaşam şeklinde de güç dengeleri benzer. Güçlü olanlar güçsüzleri eziyorlar ve onlardan faydalanıyorlar. Prof David’in kendinden küçük öğrencisinin odasına kapısını zorlayarak girip öğrencisiyle birlikte olması ve sessizce buna karşı koyamayan kız... karşılığında David’in kızı Lucy’in evine gelen ve ona
Edebiyat
UtançJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20183,529 okunma
9/10
·96 syf.·
2020 2. kitabı
Bu kitap 1991 yılında ‘Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanıyor. Yazarı Nurten Ay. 30 yaşlarında Sekreter, Giyimiyle, eğitimiyle, görünüşüyle alt yapısı olmayan bir kadın,gözüyle görülüyor o dönem ki edebiyat çevrelerinde..ve böyle bir kitapla bu edebi değeri yüksek öykü ödülünü alması şaşırtıyor. Nurten Ay gidip ödülü alıyor. İmza günlerine, hatta programlara katılıyor..Ama burada bir oyun olduğu aşikar.. Hatta daha sonra dijital, üslup uyumuna ilişkin bir yöntem geliştiriyor akademisyenlerden birisi.. Bu kitabı kim yazmış olmalı diye bir kaç eşleştirme çabası da sonuçsuz kalıyor.. Ali Teoman ilk kitabından aldığı bu ödülden sonra (sadece kendisinin ve dostu Nurten Ay'ın bildiği) ... sessiz kitaplarını yazmaya ve kendi adıyla yayınlamaya devam ediyor.. zaman içinde Nurten Ay adına yayınlanan başka kitapta çıkmıyor.. Niye yapmış Ali Teoman, Türk Edebiyatı tarihine geçen ve edebi çevrelerde tartışma yaratan bu oyunu... ? Anladığım kadarıyla yazarla romanı birbirinden ayırmak gibi bir derdi olsa gerek ve bu konu üzerine tartışma yaratmak. Şöyle bir cümlesi var... ''“Amacım, metne aykırı bir yazar profili çizmekti” Kurmacayla gerçeğin birbirinden ayırmak, yazarların yaşam şekilleri de gereksizce yakınlık ve uzaklık ilişkisi okurun !... Bence hoş bir oyun.. Bir yazarın imzasıyla başlıyoruz okumaya.. Anlamsız ön yargılar ve gereksiz ve bazende abartılı sempatilerler .. Bilinmeyen bir yazarı da okuma eğiliminden uzaklaşıyoruz. Rüştü'nü ispat etmesini istiyoruz. Belki de yeni yazarlara şans verilmesi ( okuma eğilimimiz üzerine okuru da düşünmeye itmesi olabilir) Burada hem edebiyat çevrelerini hem de bu çevrenin okura bu durumu nasıl aktaracağını sessizce gözlemek istiyor oluşu da olabilir.. 2011 yılında ölen Ali Teoman'ın bu davranışı bir çok farklı açıdan derinlemesine
Edebiyat
Gizli Kalmış Bir İstanbul MasalıAli Teoman · Sel Yayıncılık · 2007286 okunma
Reklam