Romanın acelesi olmamalı. Eskiden acele tempolu akış da roma nın dünyasının bir parçası olabilirdi, şimdi bunu sinema devraldı; sinemayla karşılaştırıldığında, aceleci roman hep yetersiz kalmaya yargılıdır. Daha huzurlu zamanların ürünü olan roman, bu eski huzurun bir parçasını aceleden oluşan yeni dünyamıza getirebilir. Pek çok kişiye bir ağır çekim niteliğiyle hizmet edebilir; beklemeyi çekici kılabilir; insanların kültlerinin derin, ama içi boş düşünme eylemlerinin yerini tutabilir.
Herhalde yazar, ilerde olacakları söyleyebilmek için daha önce olmuş olanı duyumsayan insandır. Yani gerçekte acı çekmez, yalnızca anımsar; ve hiçbir eylem gerçekleştirmez, çünkü önce eyle me ilişkin kehanette bulunmak zorundadır.
Onursal makamlar ancak budalalar içindir; utanç içersinde yaşamak, onurlar içersinde yaşamaktan daha iyidir; saygınlıklar olmamalı, ama ne pahasına olursa olsun, özgürlük olmalı, düşünme özgürlüğü. Onurlar, duvar halıları gibi gözlerin ve kulak ların önüne asılır; artık ne gören kalır, ne de duyan; düşler, onur lar içersinde boğulur, verimli yıllar da kuruyup gider.
Ölüler yargılarla, yaşayanlar ise sevgiyle beslenirler.
Hiçbir budala ve hiçbir bağnaz, düşleri gölgelenenlere ve parçalananlara beslediğim sevgiyi herhangi bir zamanda elimden alamayacak.