Bir sabah hizmetçi kızlardan biri kılıfını çıkarmak için yastığı silkelediğinde tabancanın yere çarpıp patlamasıyla kurşunun odadaki dolabı parçalayıp salonun duvarını aşarak savaş patlamışçasına bir gümbürtü içinde komşu evin yemek odasından geçip meydanın ta öte yanındaki kilisenin ana mihrabında duran insan büyüklüğündeki alçıdan bir aziz heykelini un ufak ettiğinden beri silahları saklamak bir kuraldı.
Evinden tertemiz giysileriyle çıkmış birine yoldan geçen bir arabadan azıcık bir çamur sıçramayagörsün, herkes parmağıyla giysisi çamurlanmış adamı gösterir, ne kadar özensiz olduğundan söz eder; oysa aynı insanlar, leke içindeki gündelik giysileriyle yanı başlarından gelip geçen onlarca kişiyi fark etmez. Çünkü gündelik giysideki leke görülmez.
O büyük huzur ve sükûn, dünya hayhuyundan, kargaşasından ne kadar yüceyse, yapmak da yıkmaktan o kadar yücedir; tek bir melek, o tertemiz, aydınlık ruhuyla şeytanın sayısız gücünden ve gururla sarmalanmış tutkularından ne kadar yüceyse, gerçek bir sanat yapıtı da, dünyada varolan her şeyden daha yüce, daha değerlidir
Paralar sandıkları doldurdukça talihin bu korkunç armağanla buluşturduğu herkes gibi o da cimrileştikçe cimrileşti, altından başka gözü hiçbir şey görmeyen, benzerlerine şu duygu yoksunu yüzyılımızda çokça rastladığımız, taş tabuta uzatılmış bir ölüye döndü.