Masal Kitap

Masal Kitap
@Masallllll
Bazen evde sahip olduğum pek çok kitaba bakarken, sonlarına varmadan öleceğimi hissederim, yine de yeni kitaplar satın alma ayartmasına karşı koyamam. Borges
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2022 45. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2022 20:26
İlk defa bir Fuat Sevimay kitabı okudum. Umduğumdan çok daha iyiydi. Öykülerin hepsini çok beğendim desem abartı olmaz. Öykülerin özellikle sonları çok vurucuydu. Bazılarında kafama bir balyoz darbesi almış gibi oldum, sarsıldım. Yazarın dili ise harika. Özellikle ilk öykünün anlatımı bambaşka. Ben daha ilk öyküyü okuduktan sonra yazara hayran kaldım. Diğer öyküleri okuyunca hayranlığım iyice perçinlendi. Ayrıca yazarın "suya sabuna dokunan" tavrı da çok hoşuma gitti, çünkü cesur yazarları severim. Kısacası mutlaka tanışmanızı öneririm.
Gör BağırFuat Sevimay · İthaki Yayınları · 2021401 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·270 syf.··
Beğendi
·
2022 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2022 18:56
Kitap 12 Mart döneminin sancılarından esinlenerek kaleme alınmış. Ben yazarın bu kitabını okumadan hemen önce "Gülünün Solduğu Akşam" adlı kitabını okudum. O kitapta, yer yer bu kitaba göndermeler yapılmaktaydı. Bu yüzden "Yaralısın" adlı kitap ilgimi çekti ve "Gülünün Solduğu Akşam" kitabının hemen akâbinde okumaya başladım. Kitabımız siyasi suçlu kabul edilen kahramanımızın bir gece vakti gözaltına alınmasıyla başlıyor. Gerçek adını bilmediğimiz kahramanımız sözde "sorgu" sırasında korkunç işkencelere maruz kalıyor. Buna rağmen sadece "bilmiyorum" ve "hayır" sözcükleri dışında ağzından tek bir laf alamıyorlar. Maruz kaldığı işkenceler basit şekilde izah edilebilecek gibi değil; okudukça iliğinizin, kemiğimizin, kolunuzun, kafanızın, ağzınızın, burnunuzun, cinsel organlarınızın kısacası her bir uzvunuzun paramparça olduğunu hissediyorsunuz. Okudukça onurunu korumanın, direnmenin nasıl bir şey olduğunu bir kere daha anlıyorsunuz. Bu arada insanlığını yitirmiş işkencecileri de görüyorsunuz ve hafsalanız almıyor. Aylar süren işkencelerden sonra kahramanımız tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. Böylece kahramanımızın cezaevi süreci de başlamış oluyor ve bizler koğuştaki Nuri'lerle tanışıyoruz. Kahramanımız koğuştaki yaşantı nedeniyle önce bocalıyor ve fakat çok kısa bir süre sonra diğerleri gibi o da Nurileşiyor. Birkaç alıntıyla incelemeni tamamlamak istiyorum: "Korkunun alçaklığa dönüşmesini istemiyorsun. Direneceksin. Acılar nice büyük olsa da uzun sürmez diyorsun, uzun sürmez, biter bir yerde. Bu işin sonunda bir gün bir kurtuluş olacaksa, insanca olmalı, onurlu olmalı diyorsun. Kendi kendinle yüz yüze gelebilmelisin, bakabilmelisin kendi yüzüne. Başkalarının yüzüne de. Ama kendi yüzüne bakamayan biri ne yüzle çıkar başkalarının karşısına? En korkuncu bu işte;
YaralısınErdal Öz · Can Yayınları · 20192,462 okunma
Ne Yazık ki Gerçektir!
9/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2022 37. kitabı
"Bizi sen yazacaksın" dedi. "Bizim şu anda tek görgü tanığımız sensin. Boku bokuna asılıp gideceğiz. Yanımıza sokulan tek yazar sensin. Bizlerden sen sorumlusun reis. Bizleri iyice incele. Bize sorular sor, gerekli her şeyi öğren, yaz bizi. Yazar mısın?" Bu sözler Deniz Gezmiş'in sözleri. Seslendiği kişi ise yazarımız Erdal Öz. Erdal Öz ve Deniz Gezmiş Ankara Mamak Askeri Cezaevinde karşılaşır ve tanışırlar. Deniz Gezmiş, Erdal Öz'e güvenir ve kendilerini yazmasını ister. Kaçak göçek buluşmalarla, daracık zamanlarda bu kitabın temelleri atılır. Sadece Deniz Gezmiş ile değil, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mehmet Asal, Mustafa Yalçıner, Mete Ertekin ve İrfan Uçar ile de konuşur yazarımız. Deniz Gezmiş, Erdal Öz'e: " Roman olmalı. Kuru kuru anlatılmamalı. Kalıcı bir şey olmalı. Yarına kalmalı. Unutulmamalıyız." diyor daha sonradan adının "Gülünün Solduğu Akşam" olacağını bilmediği bu kitap için. Erdal Öz, kendi deyimiyle anlatılanların yükünü uzunca yıllar taşıyor. Bir döneme ışık tutacağı düşüncesiyle derlediği notları toparlayıp yeniden yazıyor, romanlaştıramadan, belge, anı, anlatı biçiminde gün ışığına çıkarıyor. İyi ki de bunu yapıyor ve yıllar yıllar sonra okuyabiliyoruz. Kitapta anlatılanlar, yazarın ajitasyona mahal vermeyen sade diline rağmen çok çok çok dokunaklı. Çocukların idama gidişleri, yazdıkları son mektuplar, babaların çırpınışları hep yürek dağlıyor. Lütfen okuyun, ne yazık ki Türkiye gerçeğidir.
Gülünün Solduğu AkşamErdal Öz · Can Yayınları · 20217,6bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2022 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2022 01:35
Mahir Ünsal Eriş'ten okuduğum üçüncü kitap. Sarıyaz ve Kara Yarısı kitaplarını okumuştum daha öncesinde bayıla bayıla. Hatta bir 'öyküsevmez' olarak 'öyküsever' olmuştum sayesinde. Bu kitap, yazarın ilk kitabıymış ama hiçbir acemilik barındırmıyor inanın. Cümlelerin kuruluşuna, duyguların aktarımına, olayların sade sade akışına, ille de sıcaklığına hayran olmamak mümkün değil. Büyük keyif alarak okudum; sıcacık, içe dokunan, daima bizden, daima tanıdık öyküler var. Bazen bir kadının ağzından, bazen bir çocuğun, bazen yetişkin bir erkeğin ağzından, bazen bir ergenin ağzından anlatılmış farklı farklı öyküler. Hepsi birbirinden tatlı, acı, buruk, sevimli, heyecanlı... On dört adet öykü var kitapta. Benim favorilerim: *Çok sıkılır arkadaşı ölen çocuklar *Her kanser erken ölümdür *Bir konsomatris hikayesi *Vakitlice gelmeyen çiş *Biraz uzunca bir diyet hikayesi Ben, bir Bandırmalı olarak ve üniversite yıllarını da Ankara'da geçirmiş biri olarak daha bir çok seviyorum Mahir Ünsal Eriş'i ve yazdıklarını... İyi ki varsın ve iyi ki yazıyorsun.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde...Mahir Ünsal Eriş · Can Yayınları · 20213,494 okunma
7/10
·184 syf.··
2022 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2022 01:29
Japon edebiyatına ait pek fazla okuma yapmadım. Bu yüzden Japon edebiyatı hakkında tecrübem yok, fakat kitabı oldukça beğendim diyebilirim. Kitabımızda bolca metafor yer alıyor. Ancak ben, neredeyse kitabı yarılayana kadar, yazarın kullandığı metaforları bir zamanlar Japonya'da gerçekten var olan coğrafi yerler ve yaşam biçimleri olduğunu düşünerek okudum. ( Sanırım bu durum benim saflığımdan ve cahilliğinden kaynaklı.) Sorgusuz sualsiz kumlarla yaşamaya inat etmiş insanların varlığı ve onların hayatları beni şaşırttı, dehşete düşürdü. Sonra fark ettim ki aslında; kumlar, kum küremek, kumlarla mücadele etmek, çukurda yaşamak, merdiven, böcekler, ayna, radyo... yazarın kullandığı metaforlarmış. Aslında yazar, modern toplumda kapana kısılmışçasına yaşadığımıza değinmek istemiş. Koşturmacayla geçen hayatımızı, iş kaygımızı, işyeri sancılarımızı, eğitim sistemini, aile kurumunu, sürekli ödemeler ve borçlar altında boğulmamızı, kadın erkek ilişkilerini, cinsel ihtiyaçlarla ilgili sıkıntılarımızı öyküye güzelce yedirip okurunu düşünmeye sevk etmek istemiş. Kitabın konusuna gelecek olursak, aslında öğretmen olan baş kahramanımız böceklere tutkun biri. Hiç kimsenin bilmediği bir böceği keşfederek tarihe geçmek istiyor. Bu nedenle üç gün izin kullanıyor. Uçsuz bucaksız her yerin kumlarla kaplı olduğu sahilde böcek arıyor. Fakat kendini bu işe o kadar kaptırıyor ki son otobüsü kaçırıyor. Bu nedenle civardaki bir köyde konaklamaya karar veriyor. Sabah geri döneceğini düşünürken aslında orada kapana kısılmış olduğunu fark ediyor; ev çukurda, ip merdiven olmadan oradan çıkış mümkün değil. Asıl olaylar bundan sonra başlıyor. Kahramanımız hayatta kalmak için sürekli ev sahibesi kadın ile birlikte kum küremek zorunda. Kum küremediği takdirde kumlardan oluşan çığın altında
Kumların KadınıKobo Abe · Monokl Yayınları · 20172,889 okunma