Japon edebiyatına ait pek fazla okuma yapmadım. Bu yüzden Japon edebiyatı hakkında tecrübem yok, fakat kitabı oldukça beğendim diyebilirim.
Kitabımızda bolca metafor yer alıyor. Ancak ben, neredeyse kitabı yarılayana kadar, yazarın kullandığı metaforları bir zamanlar Japonya'da gerçekten var olan coğrafi yerler ve yaşam biçimleri olduğunu düşünerek okudum. ( Sanırım bu durum benim saflığımdan ve cahilliğinden kaynaklı.) Sorgusuz sualsiz kumlarla yaşamaya inat etmiş insanların varlığı ve onların hayatları beni şaşırttı, dehşete düşürdü. Sonra fark ettim ki aslında; kumlar, kum küremek, kumlarla mücadele etmek, çukurda yaşamak, merdiven, böcekler, ayna, radyo... yazarın kullandığı metaforlarmış. Aslında yazar, modern toplumda kapana kısılmışçasına yaşadığımıza değinmek istemiş. Koşturmacayla geçen hayatımızı, iş kaygımızı, işyeri sancılarımızı, eğitim sistemini, aile kurumunu, sürekli ödemeler ve borçlar altında boğulmamızı, kadın erkek ilişkilerini, cinsel ihtiyaçlarla ilgili sıkıntılarımızı öyküye güzelce yedirip okurunu düşünmeye sevk etmek istemiş.
Kitabın konusuna gelecek olursak, aslında öğretmen olan baş kahramanımız böceklere tutkun biri. Hiç kimsenin bilmediği bir böceği keşfederek tarihe geçmek istiyor. Bu nedenle üç gün izin kullanıyor. Uçsuz bucaksız her yerin kumlarla kaplı olduğu sahilde böcek arıyor. Fakat kendini bu işe o kadar kaptırıyor ki son otobüsü kaçırıyor. Bu nedenle civardaki bir köyde konaklamaya karar veriyor. Sabah geri döneceğini düşünürken aslında orada kapana kısılmış olduğunu fark ediyor; ev çukurda, ip merdiven olmadan oradan çıkış mümkün değil. Asıl olaylar bundan sonra başlıyor. Kahramanımız hayatta kalmak için sürekli ev sahibesi kadın ile birlikte kum küremek zorunda. Kum küremediği takdirde kumlardan oluşan çığın altında