Aa BB

Aa BB
@MaskOn
Herkesin, hayatı bizim gibi algılaması gerektiğini ya da algıladığını varsayarız. Başkalarının bizim gibi düşündüğünü, hissettiğini, yargıladığını ve sömürdüğünü varsayarız. İnsanların en büyük varsayımı budur. İşte bu yüzden başkalarının yanında kendimiz olmaktan korkarız. Çünkü herkesin bizi yargılayacağını, suçlayacağını, kullanacağını ve sömüreceğini varsayarız. Tıpkı kendimizin yaptığı gibi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Başkaları tarafından kabul görmeye ve sevilmeye her birimizin ihtiyacı var ama öncelikle kendimizi kabul etmeyi ve sevmeyi bilmiyoruz. Kendimize duyduğumuz öz-saygı ne kadar çoksa, öz-zarar da o kadar az olur. Öz-zarar, öz-reddedişten kaynaklanır. Öz-reddediş ise mükemmellik imajına sahip olup, asla bu ideale, bu mükemmelliğe erişememekten kaynaklanır.
Ehlileştirme sürecinde, yeterince iyi olabilmeye çabalamak için zihnimizde bir mükemmellik imgesi yaratırız. Herkes tarafından onaylanmak ve kabul görmek için nasıl olmamız gerektiğine dair bir imaj yaratırız. Özellikle anne, baba, kardeşler, din adamları ve öğretmenlerimiz gibi bizi sevmesini istediğimiz kişileri memnun etmeye çalışırız. Onların gözünde yeterince iyi olabilmek için mükemmellik imajı yaratırız ama bir türlü bu imaja uygun olamayız. İmajı biz yaratırız ama bu imaj gerçek değildir. Asla bu imaja uygun mükemmellikte olamayız. Asla! Mükemmel olamadığımız için de kendimizi reddederiz. Bu öz-reddedişin boyutu, yetişkinlerin onurumuzu ne kadar etkin bir biçimde zedelediğiyle doğru orantılıdır. Yeterince ehlileştirildikten sonra artık sorun başkaları için yeterince iyi olmak değildir. Kendimiz için yeterince iyi değilizdir. Çünkü kendi mükemmellik imajımıza uygun değilizdir. Olmayı arzu ettiğimiz gibi olamadığımız için olmamız gerektiğine inandığımız gibi biri olamadığımız için kendimizi affedemeyiz. Mükemmel olmadığımız için kendimizi affedemeyiz.
Piyer bazen, savaşta askerlerin, siperde düşman ateşi altında kaldıklarında, yapacak bir şeyleri yoksa, tehlikeye daha kolay dayanabilmek için, kendilerine bir meşguliyet bulmaya çalışmalarıyla ilgili hikâyeyi hatırlardı. Gözüne bütün insanlar, hayattan uzaklaşmaya çalışan bu askerler gibi görünüyordu: Kimi tutkuları, kimi kumar, kimi kanun yazmak, kimi kadınlar, kimi oyuncaklar, kimi atlar, kimi siyaset, kimi av, kimi şarap, kimi devlet işleri aracılığıyla hayattan uzaklaşmaya çalışıyordu. Piyer, "Hiçbir şey değersiz değil, hiçbir şey önemli değil, hepsi eşit; sadece kendini elinden geldiği kadar ondan kurtarmak için!" diye düşünüyordu, "Sadece onu, korkutucu onu görmemek için."
Sayfa 796
O ruhsuz işi, para hırsı, bir, on, yirmi yıl hep aynı şey... Gitgide artan bir ruhsuzluk! Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altından çekilip gidiyordu.
Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yayınları