Muğlak. Varoluşsal. Karras'ın mantığının daha temelinde Tanrı'nın sessizliği vardı. Dünya kötülüğün olduğu bir yerdi, kötülüğün büyük bölümü de şüpheden, iyi niyetli fakat gerçekten aklı karışık insanlardan kaynaklanıyordu. Makul bir Tanrı bunu sona erdirmeyi reddeder miydi ? Sonunda kendini göstermez miydi ? Konuşmamazlık eder miydi ?
Herkese Merhaba
SPOİLER***
Bu aralar Youtube'de The Matrix ile ilgili videolar çıkıyor, gerçeklik algısı üzerine. Bende bunun üzerine The Matrix'i izledim, defalarca izlememe rağmen. Sonra google'dan Matrix tarzında romanlar varmı diye araştırma yaptım ve bu kitabın önerisiyle karşılaştım. Merak ederek okuduğum bir roman oldu.
Konusu, kısaca şöyle,
Bizim Seth denizde boğularak ölüyor, sonra gözünü doğduğu ingiltere köyündeki mahallesinde açıyor. Buraya nasıl olduğuna dair, geldiğini merak ediyor. Ondan sonra Seth'in macerası başlıyor.
Peki kitap nasıldı ?
Aksiyon ve macerası bol, yazım dilide güzel ama üzülerek söyleyeceğim ki altı boş bir kitap oldu benim için. Kitabın neden altı boş olduğunu söyleceğime gelirsek, kitapta herhangi bir sistem eleştirisi yok, herhangi bir filozofun görüşlerine yer verilmemiş. Ya da politikadan, dünyanın gidişatı gibi olaylardan da bahsedilmemiş. Herhangi bir dini göndermede yoktu. Sürekli Seth'in sevgilisinden ve pişmanlığınından bahsedip duruyor. Ve birde ötesi olduğundan bahsediyor ama bu ötesi nedir ? Yazar ötesi ile ilgili bir bilgide vermiyor. Örnek vermek gerekirse Truman Show filmini izleyenler bilir. Karekter çok mutlu bir kasabada yaşar ama içinde sürekli bir his var. Ve o hissin peşinden gider olaylar gelişir, çünkü kendisini hayali programlanmış bir kasabaya hapsetmişler. Sürekli mutlu olmasını sağlayarak onu gerçeklerden uzak tutmuşlar. Cahillik Mutluluktur misali. Bir başka örnek vermek gerekirse, The Matrix filminde Neo sanal dünyada yaşadığında yine içinde bir his olur. Bir şeylerin yanlış gittiğine dair bir his, ama o hissin ne olduğunu bilemez. Taki Morphes'la tanışana kadar ve Morpheus ona dünyanın nasıl bir sistem içinde hapsolduğunu anlatır. Mavi hap ve kırmızı hap olayını bilirsiniz, seçim size
"Küçücük bir dünyada büyük insanlar olarak kalmak mı istiyoruz, yoksa uçsuz bucaksız bir dünyada küçük insanlar olarak kalmak mı ?"
Herkese Merhaba
Fred Hoyle dönemin en önemli astronomlarından biridir. Bu yazdığı ilk roman, dünyanın feleketle karşı karşıya olduğu bir durumu çok iyi bir şekilde anlatmış. Kitap kurgudan çok Bilim ağırlıklı bir eser. California'da amatör astromların bazı yıldızların gökyüzünde belirsizleşmeye başlamasıyla, bu durumda bir tuhaflık olduğunu düşünürler. Sonra bazı biliminsanlarının da yardımıyla, çok geçmeden dünya'ya yaklaşan Kara bir bulut olduğunu keşfederler. Tabii önce iyimser davranıp kara bulut'un dünya'yı teğet geçebileceğini hesaplamaya çalışsalar da, er ya da geç bu durumun böyle olmadığını anlarlar.
Kitabın konusu bu şekilde aşağı yukarı, içerik olarak yukarıda da yazdığım gibi kurgudan çok bilim ağırlıklı. Olaylar toplumun değilde Bilim insanların ve Politikacıların görüşleri üzerinde durulmuş. Biliminsanları Politikacılara güvenmiyor, politikacılarda biliminsanlarına güvenmiyor. Böyle bir durumda da illaki bu iki taraf arasında bir anlaşmazlık olur. Geçmişten günümüze bilim insanları oldu olası politikacılardan hep nem kapmıştır, sebebide bariz siyasetçilerin(hepsi değil, bazıları pek azı su üzerinde kalabilmiş) tek bir amacı var o da yönetmek ve gücü elinde tutmak. Sırf hırslarından dolayı ve oy kaybetmemek adına halkın hayatlarını hiçe sayarak yaklaşan bir felaketi bile gizleyebilirler. Bu çoğunluk ülkelerinde böyledir, yeter ki bir kriz kapıya dayansın.
Birde gelelim evrendeki yerimize. Neyiz biz, yaşayan sosyal bir hayvan türünden öteye gidebilir miyiz ? Her ne kadar zeki bir canlı türüde olsak, evrende muhakkak bizden daha akıllı bir yaşamın var olduğu inancı çok ağır basıyor. İnsanoğlu bir deha olarak doğmuyor,