O olmasaydı demek ben de herkes gibi olacaktım; bilmeyecektim, aşk ve saadet nedir, bundan habersiz kalacaktım" diyordu. Etrafina bakıp, "Lakin nasıl yaşıyorlar yarabbim, sevmeden, sevilmeden nasıl yaşanıyor?" diye şaşırıyordu. Evet, nasıl yaşamıştı? O zamana kadar kendisi nasıl yaşamıştı? Fakat hayatı nasıl bir çöldü!
Maddi dünyada hoşlanabileceğim hiçbir şey olmazsa ne yaparım? Hayal aleminde fikrimi gezdirerek ve gördüklerimin bir kısmini da kendi hususi âlemimde uygulamaya çalışarak şöylece birkaç dakika geçiririm. Zaten Victor Hugo da insan için bundan ziyade zenginliğe ulaşmanın mümkün olmadığını söylüyor.
Ahmet Efendi arkadaşı Hulusi Beyle tiyatro oyunu izledikten sonra Beyoğlu’nda içip sarhoş olur, yağmur başlar ve evleri bir hayli uzakta olduğundan kalacak yer ararlar. Oteller gece geç saatte müşteri kabul etmediği için Ahmet Bey ne kadar istemese de çareyi geneleve gitmekte bulurlar. Ahmet Efendi’nin karşısına 17 yaşındaki Kalyopi’yi çıkarırlar. O geceyi izleyen günler hem Kalyopi’nin hem de Ahmet Efendi’nin hayatını değiştirecektir.
Tanzimat Dönemi eserlerinde “ahlaksız kadın” tiplemesine çoklukla rastlanmasına rağmen Ahmet Mithat, bu yönüyle dönemin diğer yazarlarından ayrılır. O Kalyopi’ye kulak verir ve bu acılı hikâyeyi okuruyla paylaşarak, “ahlaksız” görülenin de içine, arkasına bakılmasını ister.
Okuduğum en akıcı kitaplardan biriydi. Yazarın dili sohbet havasındaydı ve düşüncelerine hayran olmamak imkansızdı. En çok beğendiğim Türk edebiyatı eserlerinden biri oldu.