2013 yılında kısa dönem askerliğimin sonuna doğru okuduğum kitap. anısı çoktur. diyarbakırlı yazıcı genç bir çocuk vardı. bana kitap ayarlamasını rica ettim. ne bulursam okuyorum. huzur sokağı geliyor, kişisel gelişim kitapları, metal fırtına serisi, dostoyevski... ayırt etmiyorum okuyorum. zaten inzibatsın. ve ani müdahale mangası. bir nevi güvenlik. günde 12 saat oturuyoruz kulübede. bir hafta gece, bir hafta gündüz 12 saat nöbetçiyiz.
yanıma da iki tane genç verdiler. biri lise mezunu istanbullu terzi çırağı, diğeri vanlı bir çoban. çobana kitap okutamadım bir türlü. diğer terzi olan da yanar döner aklı havada bir tip. bir gün kız arkadaşıyla kavga ediyor, diğer gün kız terkediyor. adam sıkıntılı gergin günler geçiriyor. bahar da gelmiş, ben gün sayıyorum askerlik bitti bitecek. onun aylar var daha. neyse kitabı bitirdim. dedim ki: "sen de oku, zaman geçer. kafan dağılır."
sadece yapacak bir şeyi olmadığı için bu kitabı okumaya başladığını hatırlıyorum. ilginç bir şekilde kitaptan sıkılmadı. okudu da okudu. üç beş gün geçti. kulübe dışına sandalye atmış otururken gördüm bunu. bacak bacak üstüne atmış, elinde sigara: "hoca nasıl kitapmış bu, mahvetti bizi." dedi. o an sadece tebessüm ettim. ama yıllar geçmesine rağmen kitap okuma alışkanlığı hiç olmayan birinin kitap okumasına vesile olmak beni hep mutlu eder. martin eden da bu yönden özeldir benim için. terzi çırağı, martin eden ve kıbrıs'ta askerlik.