Selamın aleyküm!
Uzunca bir aradan sonra 2417 serisinin ikinci kitabına kavuşmanın verdiği heyecanla kısa sürede bitirdim kendisini. Kesinlikle beklediğime değdi.
Çoğu üçleme eserlerde olduğu gibi bu eserde de ikinci kitap, üçüncü kitaba zemin hazırlayıp arkayı toplayan bir kitaptı.
Yazarımızın kalemi aynı sağlamlığında devam ediyor; yapılan psikolojik çözümlemeler, analizler okuyucuyu asla sıkmıyor aksine adeta kitaba düğümlüyor. Kitap içerisinde gerilim hiç eksik olmadığı gibi "Yok artık!" demekte zorunlu bir husus hâline geliyor.
Bu kitapta; ilk kitabın sonunda yaşanan olayın devamını, sonucunu ve getirilerini, gerçekleşen işkenceleri (Bu kısımlar oldukça gericiydi! Her satırında "Ervin hâlâ nasıl dayanıyor" diye düşünmekten geri duramadım, ana karakterimize bir kere daha derin saygı ve hayranlık duydum.), ana karakterimizin girdiği psikolojiyi, Ervin'in tabiriyle "Hera"ya dönüşümünü ilk bölümlerde okuyoruz. Devamındaysa Hera-Ervin ikilemesini iliklerimize kadar hissediyoruz. "Hera" adının neden tercih edildiğinden tutun nasıl "Hera" oldurulduğuna kadar her detayı öğreniyoruz. Bu açıdan ikinci kitap; kurguyu iyice kafaya oturtuyor, ana karakteri anlamamızı, ona karşı empati kurup kitaba olan bağımızı güçlendirmemizi sağlıyor. Ayrıca Hera'yı tanırken onu Ervin'den ayıran 'gerçek' farkları da öğreniyoruz. Bu sayede neyi neden yaptığını çok daha iyi kavrıyoruz.
Tüm bunların yanında kitapta bol bol Ervin-Kuzey ikilisini yan yana okuyoruz. Kuzey'in Hera'ya olan hayranlığının onu nereye sürüklediğini öğrenirken aynı zamanda Kuzey'i de anlamlandırıyoruz. İlk kitaptan tanıdığım Kuzey beni çok cezbedememişti açıkçası. Ancak bu kitapla kendisini hâlen sevemiyor olsam da saygı duydum.
Biraz daha olaylar hakkında detay verecek olursam; kitap boyu sürekli planlar