MaviBaloo

MaviBaloo
@MaviBaloo
Adalet Bakanlığı
“Eylemlerniz, anıtlarınızdır. -Bu öğreti, yaptığımız şeylerle anımsanmamız gerektiği anlamına geliyor. Çünkü en önemli şey eylemlerimizdir. Onlar görünüşümüzden ya da söylediklerimizden çok daha önemlidir. Eylemlerimiz, ölümlülüğümüzü aşar. Insanların ölen kahramanların ardından yaptıkları anıtlara benzer. Mısırlıların, Firavunlarını onurlandırmak için inşa ettikleri piramitler gibi. Ama bizim anıtlarımız taş yerine, insanların bize dair anılarından oluşur. İşte bu yüzden eylemlerimiz, anıtlarımız gibidir. Taş yerine, anılardan inşa edilir.”
Sayfa 75·Kitabı okudu
Reklam
“Hepimiz doğuştan bir özle geliriz dünyaya. Temiz ve saf bir öz. Biz buna gerçek benlik de diyebiliriz. Biz çocukken ortada sadece gerçek benliğimiz vardır. Benliğimizin ve özümüzün etkisi ile bir başka çocukla hemen arkadaş olabiliriz. Arkadaşlarımıza küssek de onlarla hemen geri barışabiliriz. İçimizde kin biriktirmeyiz. Küçük şeylerle mutlu olabiliriz... İşte çocukluğumuzdaki bu benliğimizi zaman içinde başka bir benlik sarmaya başlar ki, biz buna kişilik diyoruz. Kişiliğin ortaya çıkma nedeni ise özü korumaktır aşlında. Herkese karşı güven içinde ve saf olan öz, fiziki dünyada ayakta kalmak zorundadır. Her zaman içinden geldiği gibi davranamaz. Herkese güvenemez. Özü fiziksel dünyadan gelecek zararlara karşı korumak amacıyla gerçek benliğimizin üzerine bir benlik daha inşa ederiz. Bu benliğe maske de diyebiliriz. Yani kişilik bir nevi özümüzü kapatan bir maskedir. İdeal olan nedir biliyor musun? Kişilik ve özün paralel gelişmesidir. Ne var ki, bu ikinci benlik o kadar çok öne çıkar ki, insan zaman içinde özünü unutur ve ondan uzaklaşır. Toplumun beklediği tarzda hareket ederken kendisi olamaz. Gündelik olayların akışına kendini kaptırırken ve gündemi takip ederken derine inemez!”
Sayfa 113·Kitabı okudu
Bizi mutlu edecek noktalar bir süre sonra gözümüzde sıradanlaşıyor. Elimizde olduğu için bizi mutlu etmiyor. Mutluluğu yakalamak için bu 'sıradanlık perdesini yırtmak ve hayata yeni bir gözle bakmak gerekiyor. Sorun bakış açımızda belki de... Öykü *Bir gün, bir bilge iki çocuğunu yanına alarak ormanda gezintiye çıkar. Aradan biraz zaman geçtikten sonra küçük olan çocuk yorulmaya başlar ve babasına dönerek: 'Babacığım çok yorul-dum, beni kucağına alır mısın?' der. Babasından 'Artık sen kucakta taşınamayacak kadar büyü-dün' cevabını alan çocuk, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Bilge tek kelime bile etmeden etrafına bakınır ve yakındaki kuru bir ağaçtan bir çubuk kesip yontar ve çocuğuna uzatır: 'Al bakalım, sana güzel bir at. Bu seni taşır hem daha hızlı götürür.?" Çocuk, dal parçasından yapılmış ata sevinçle biner ve gülerek koşmaya başlar. Küçük oğlunun kuru bir dal parçası sayesinde yorgunluğunu unutarak canlanmasını gören baba, olan biteni hayretler içinde izleyen kızına döner ve 'İşte, hayat budur kızım. Bazen kendini çok yorgun hissedebilirsin. Böyle olduğunda, kendine değnekten bir at bul ve yoluna devam et. Bu at, yerine göre bir arkadaş, bir şarkı, bir umut, bir dua, bir çiçek, bir özlem, bir hayal ya da küçük bir çocuğun tebessümü olabilir'..."
Sayfa 110·Kitabı okudu
“Senin sıkıntıların da tuz misali... Zaman olur bu sıkıntıları azaltamazsın, miktarını düşüremezsin, sıkıntıyı çekmek zorunda kalırsın. Lakin yapabileceğin bir şey var; duygularını, düşüncelerini geniş tutmak! Bakış pencereni genişletmek. Aynı tuz bir tas içinde sana sıkıntı verirken, bir göl içinde etkisini bile gösteremez... Bazen biz sıkıntıları o kadar merkeze alırız ki, hayatımızın diğer alanlarını'es' geçeriz. Bir sineği gözüne yaklaştıran insan, bir süre sonra sinekten başka bir şey göremez olur. Sanırım hayatta neye baktığımızdan ziyade nereden baktığımız önemli!”
Sayfa 105·Kitabı okudu
“Biz insan olarak, bünyemizde birbiri ile iç içe ama aynı zamanda birbirinin zıddı gibi görünen birçok özellik barındırıyoruz. Madde ile mana, dünya ile ukba, kalp ile akıl, beden ile ruh, duygu ile düşünce, iş ile aile bunlardan sadece birkaçı. Bizler bir sarkaç gibi bu noktalar arasında gidip geliyoruz. Ne zaman ki bizler, bizi oluşturan bu özelliklerin arasında bir ahenk ve denge yakalıyoruz, işte o zaman hayattan keyif alıyoruz. Bu dengeyi ve ahengi kaybettiğimizde ise kara bulutlar etrafımızı sarıyor. Sevgi ile nefret, bireysellik ve toplumsallık, gerçek ile hayal, bağımlılık ve hürriyet, korku ile ümit, neşe ve elem, tevazu ile gurur insan ruhunun diğer karşılıklı çizgileri. Eğer insan bu çizgilerden birinde takılıp kalıyorsa o zaman ortaya psikolojik sorunlar çıkıyor. Daima hayal dünyasında yaşayan, toplum içine hiç çıkmayıp hep yalnız kalmak isteyen, tüm insanlardan nefret eden, bir başkası olmadan iş yapamayan kişiler genelde sarkacın bir ucunda takılıp kalan kişiler aslında.”
Sayfa 103·Kitabı okudu
Reklam