"Hanımefendi, dünyada saadet denilen şey tamamen hayal ürünü bir söz değilse, işte onun en açık şekli mutlaka böyle uyuşması mümkün iki ruhun birleşmesinden vücut bulan hâldir. Dünyada felaketlerin çoğunluğuna oranla saadetin pek az olduğunu görüyoruz. Bize gülen bu mutluluğu kaçırmayalım. Bu fırsat her zaman ele geçmez."
Herkesin birbirine karşı olan itirafında ne çirkin bencillikler, ne kötü maksatlar meydana çıkıyordu. Çeşitli ırklar arasında değil aynı millet İçinde hatta aynı aile fertleri içinde bile emellerde ne derece anlaşmazlığın, ne kadar küçük menfaat hesaplarının hüküm sürdüğü ortaya çıktı. Meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş. 'Dost' sıfatını hak eden iki fert bulmak hemen imkânsız görünüyor, bu kelime mânâsız bir söz gibi kalıyordu. Bu kadar düşmanlık eden insanları nasıl olup da birbirini mahvetmeyerek asırlardan beri bir arada yaşayabilmiş olduklarına şaşırdım.
Yeryüzü üzerinde çeşitli iklimleri, bereketli toprağı, suyunun ve havasının hoşluğu, müstesna güzellikleri ile eşsiz olan vatanımız kucak kucak servet, saadet bahşetmek için bize her an kucak açmışken biz onun bu sürüp giden büyük şefkatine layık olan bir evlat olma özelliğini kazanamadık. Daima cehalet ve bağnazlıkla, en çirkin hislerle, husumetlerle birbirimizi yedik. Boğuştuk... Vatanımız bizi insan mutluluğunun en başarılı ve en yüksek noktasına yükseltmek için bütün doğal kaynakları ve teşvik sebeplerini daima gözlerimizin önünde bulundurduğu hâlde biz onun bu vaat ettiği nimetlere haksızlık ederek âdeta nankörlükle karşılık verdik. Aynı meşru refahın, insanca amaçların, istisnasız kardeşliğin, asırlardan beri bencilliğin insanlar arasına koyduğu cahilce, haince farkları yok edecek hakça eşitliğin hep birlikte hizmetkârları olma faziletini gösteremedik. Anlayamadık... İnsanlık, kardeşlik sevgisinin samimi lezzetini tadamadık...