İslam'ın temel prensibi, "Biz zahire (görünüşe) göre hükmederiz, kalplerdekini ise Allah bilir" kaidesidir. Bir kimsenin namaz kıldığına dair bir emare varsa, onun samimiyetini sorgulamak insanın yetkisinde değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.), savaş meydanında can korkusuyla kelime-i şehadet getirdiğini düşündüğü birini öldüren sahabesine, "Kalbini mi yarıp baktın?" (Müslim) buyurarak, niyet okumanın ve gayba dair hüküm vermenin kesinlikle yasak olduğunu ilan etmiştir. Bu bağlamda, "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kalp ondan sorumludur" (İsrâ, 36) ayeti, delilsiz iddialardan kaçınmayı emreder.
Ayrıca, "İnanmıyorum kıldıklarına" gibi toptancı suçlamalar, Kur'an'da kesin bir dille yasaklanan Suizan (kötü zan) kapsamına girer. Hucurât Suresi 12. ayette buyurulduğu üzere, "Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır." Bir müminin ibadetini sahtekarlıkla itham etmek, zannın en tehlikeli ve "sözlerin en yalan olan" (Buhârî) türüdür.
Bir Müslümanı ibadetsizlikle veya münafıklıkla suçlamanın tekfir (dinden çıkarma) tehlikesidir. Efendimiz (s.a.v.), bir Müslüman'a haksız yere "kâfir" veya "imanı yok" diyen birinin, eğer iddiası doğru değilse o sözün kendi aleyhine döneceği konusunda bizi uyarmıştır (Buhârî).
Bazen bir şeyi söylemeden önce iki kere düşün, her şeyi söylemek zorunda değilsin. Dilin muhafazası, imanın kemaliyle eş tutulmuştur. Bir insan, karşısındakinin ameline dair kesin bir bilgiye sahip olmadan yaptığı her yorumla aslında kendi manevi hanesine bir yük ekler. Zira eleştiri oklarını birinin secdesine yöneltmek, sadece o kişiyi değil, o ibadetin kutsiyetini de zedeler.