Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Son zamanların en çok konuşulan kitaplarından biri: Mumlar Sonuna Kadar Yanar. Hayatın akışında farklı yollara saparken birçok yük edinen iki eski dostun, kırk bir yıl sonra yüz yüze hesaplaşmaları ele alınıyor. Kâh susarak kâh kelimeleri kılıç gibi savurarak… Kendinizi sayfaların arasından bir düello izler gibi hissediyorsunuz. Olay örgüsü ve hikâyenin hakkını teslim etmek gerek. Etkileyici bir kitap okuduğum kesin. Yer yer piyes izliyormuş gibi hissettiğim de oldu ve “piyes” türünde yazılsa etkisi artar mı diye düşündüğüm de oldu.
Ama…
Bu kadar abartmak için elverişli bir kitap mıydı? Türk edebiyatında ve dünya edebiyatında nitelikli kitaplar okumamış olsaydım veya ilk gençlik yıllarında okuduğum tek tük kitaplardan biri olsaydı, şüphe yok göklere çıkarırdım bu kitabı fakat ihaneti, yaşlanmayı, arayışı, yalnızlığı, hesaplaşmaların en çetin hâlini Necip Fazıl piyeslerinde öyle kuvvetli bir dil ve kurguyla okuduktan sonra bu türdeki kitaplar, “Güzel ama işin zirvesi değil,” dedirtiyor.
Eğer bu kitabı sevdiyseniz -varsa önyargılarınızı bir kenara bırakarak ve edebî zevkinizi kuşanarak- Necip Fazıl’dan Reis Bey ve Bir Adam Yaratmak eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
İşte o zaman dil ve fikir dünyası nasıl kılıç gibi kuşanılır, kalem kılıçtan nasıl daha keskin olur, göreceksiniz.
(Türü hikâyeden çok piyese yakın olduğu için verdiğim örnekler abes olmayacaktır.)